Bir hayal kırıklığı, bir travma, sevdiğimiz birinin kaybı, yalnızlık, umutsuzluk.. Ne zaman başımıza ne geleceğini kestiremediğimiz yaşamda acıyla her an karşı karşıya gelebiliriz. Buna hazırlıklı olmak her zaman mümkün değildir. Ve her zaman neyin acıya sebep vereceğini bilmek de.
Acının en önemli faydası öğretmesidir. Buna tecrübe de diyebiliriz. Bazı şeyleri yaşamadan deneyimlemeden öğrenmemiz mümkün değildir. Deneyimler insanı büyütür. Hatta insanları ne yaparlarsa yapsınlar yargılamayacak noktaya getirir. Çünkü yaşamadan bilmek mümkün değildir.
Acıyı en yoğun hissettiğim zaman annemi kaybettiğim dönemdi. İlk zamanlar hiçbir şey olmamış gibi hayatıma devam etmiştim ta ki eski bir geceliğini çekmecesinde bulana kadar. Öldüğünde o gecelik vardı üstünde. Öldüğü için kesilip çıkarılmıştı üstünden. Ellerimde kalmıştı parça parça gecelik. Hala gitmez gözümün önünden. O gece onun ölümüne mi ağlamıştım yoksa kendi ölümüme mi? Sanırım yalnızlığıma ağlamıştım ne onun ölümüne ne kendi ölümüme.
Acı zaman içinde azalarak insanın kendi içinde kendini anlama sürecini başlatır. Yaşadığı duyguyu anlamlandırmaya çalışır insan ve hayatındaki bilançoya aktifine pasifine bakar. Sonrası için ne yapmak istediğine karar verir. Ve en önemlisi kendine zaman tanır. Çünkü acıyı yaşamadan o yas dönemini bitirmeden ayağa kalkması ve yeniden başlaması mümkün değildir.
Acı ile ilgili son zamanlarda Byung- Chul Han tarafından yazılmış “Palyatif Toplum” adlı kitap çok popülerdir. Yazar palyatif toplumun acıya tahammülünün kalmadığını düşünmektedir. Bu yüzden toplum gitgide acıdan uzaklaşmakta ve olumluluk toplumu haline gelmektedir. Yaşam sadece hazların etrafında şekillenmekte ve acının aslında iyi bir şey olduğu göz ardı edilmektedir.
Acıyı hissetmenin bir başka yolu başka birinin acısını paylaşmaktır. Çok içten ve samimi bir duygudur bu. En sevdiğimiz arkadaşımızın bir sıkıntısına ortak olmak çoğunlukla mutluluğunu paylaşmaktan daha değerlidir. Çünkü sevinçler çok paylaşılası ancak acılar sadece gerçek dostlar tarafından hafifleyebilmektedir.
Son olarak acıya çok yakın bir kavram olan acımak ile ilgili görüş bildirmek isterim. Sokakta gördüğümüz bir dilenciye, sokak hayvanlarına, yaşlanmış ve kendi yalnızlığına terkedilmiş insanlara, evsiz, parasız insanlara, çaresi olmayan bir hastalığı olanlara hissettiğimiz bir duygudur acımak. İçinde biraz şefkat biraz sevgi barındırır. Kimi görüşlere göre ise kendimizden daha kötü olan insanlara karşı hissettiğimiz ve hatta bir yandan da bencilce kendi halimize şükrettiğimiz bir duygudur. Ancak içinde iyi niyet olduğu kesindir.
Acıyı olduğu gibi kabullenmeliyiz. Çükü hayatı acıdan ayrıştırmak mümkün değildir.
Haber/ Çınar ÖZSERDAROĞULLARI
Kaynak: Haber Merkezi