Görmezden gelmek neydi? Yokmuşçasına davranılmak! Söylediklerini dikkate almamak…
“Sen o kadar değersizsin ki, varlığını hissetmiyorum, sesini duymuyorum” demek. Karşındaki insanın en büyük silahıdır görmezden geldiğini hissettirmek: “Seni dinlediğini sanıyorsun ama az sonra seni kaale almadığını, cümlenin ortasından kafasını çevirip başkası ile konuşmaya başladığında anlayacaksın…”
Görmezden gelmenin, günlük hayatta kalma yöntemi olarak karşımıza çıktığını nereden anlayacağız? Hayat koşullarına tahammül edebilmek için ihtiyaç duyduğumuz en kuvvetli duygu da görmezden gelmek olur çoğu zaman…
Bir düşünün derim: Adaletsizlikle karşı karşıya geldiğimizde, elimizdekini kaybetmemek, halihazırda yaşam koşullarımızı bozmamak adına, ne yapıyorsunuz? Yaşadığınız olayları görmezden gelmeyi mi seçiyorsunuz?
Sessiz Bir Kabulleniş mi, Bilinçli Bir Kaçış mı?
Günlük hayatımızda hepimiz bir şeyleri görmezden geliyoruz. Sokakta yanından hızla geçtiğimiz bir evsizin bakışlarını, toplu taşımada göz göze gelmemek için telefonumuza dalmamızı, bir dostumuzun içinde kopan fırtınaları fark etmemeyi tercih edişimizi… Peki, görmezden gelmek ne zaman bir seçim, ne zaman bir zorunluluk olur?
Bazen gözlerimizi kapatmak, zihnimizi de kapatmak anlamına gelir. Çünkü gördüğümüz her şeyle yüzleşmeye cesaretimiz yoktur. Görmezden gelmek, bizi rahatsız eden bir gerçeğe sırtımızı dönmenin en kestirme yoludur. İş yerinde hakkı yenilen bir arkadaşımızın sessiz çığlıklarına kulak tıkamak, toplumda adaletsizliğe uğrayan insanların seslerini duymamak, aslında bizleri bir noktada suça ortak eder.
Diğer yandan, bazen görmezden gelmek bir hayatta kalma stratejisidir. Çünkü her şeyi görmek, her şeyin farkında olmak, bir süre sonra zihnimizi ve ruhumuzu yorabilir. Sosyal medyada her gün maruz kaldığımız haberler, felaketler, krizler… Hepsi üzerimize çöken bir ağırlık yaratır ve bir noktada “Artık yeter!” diyerek kendimizi koruma içgüdüsüyle bazı şeylere karşı gözlerimizi kapatırız.
Ama işin en tehlikeli kısmı, görmezden gelmenin alışkanlık haline gelmesidir. Küçük bir haksızlığı görmezden gelmek, zamanla büyük adaletsizliklere sessiz kalmayı normalleştirir. Başkasının başına gelenlerin bizi ilgilendirmediğini düşündüğümüzde, gün gelir bizim başımıza geldiğinde de kimse ses çıkarmaz.
Peki, ne yapmalıyız? Her şeye tepki göstermek, her haksızlığa karşı durmak elbette yorucu olabilir. Ama en azından bazı şeyleri fark etmek, bir noktada ses çıkarmak, en önemlisi de vicdanımızı köreltmemek gerekir. Bazen küçük bir tepki, büyük bir değişimin ilk adımı olabilir.
Görmezden gelmek yerine farkında olmak, farkında olmak yerine harekete geçmek… Belki de tüm mesele budur…
Hey Haber/ Hatice ÇELİKEL
Kaynak: Haber Merkezi