Haberin öne çıkan noktaları
- 1991’de buzların arasından çıkarılan 5 bin 300 yıllık Ötzi, insanların geçmişteki yaşamına dair benzersiz ipuçları sundu. Ancak erimeyle gün ışığına çıkan kalıntılar, bulunup kurtarılmaları için araştırmacılara çok az zaman bırakıyor.
26 Ekim 2026 itibarıyla buzulların ve kalıcı buz örtülerinin erimesi, binlerce yıldır korunmuş insan kalıntılarını ve günlük yaşamdan izleri açığa çıkarıyor. Bu keşifler geçmişe dair yeni bilgiler sağlarken, buzdan çıkan eserlerin hızla yok olma tehlikesini de beraberinde getiriyor. Buzların içinden ortaya çıkan en çarpıcı buluntulardan biri, bugün Ötzi Buz Adam adıyla tanınan tarih öncesi insan oldu.
1991: Buzların arasından çıkan Buz Adam
Eylül 1991’de iki Alman dağcı, İtalya ile Avusturya sınırına yakın Val Senales Vadisi’nin dağlık kesiminde yürürken erimiş buzların arasında bir insan cesedi fark etti. Kalıntıların olağanüstü iyi korunmuş olması, ilk anda yakın zamanda yaşanmış bir dağcılık kazasını düşündürdü. Dağcılar durumu polise bildirdi; ancak birkaç gün içinde cesedin sanılandan çok daha eski olduğu anlaşıldı. Radyokarbon tarihlemesi, kişinin yaklaşık 5 bin 300 yıl önce öldüğünü ortaya koydu.
Ötzi adı verilen kişi, Mısır piramitleri yapılmadan önceki bir dönemde yaşamıştı. O çağda insanların büyük bölümü küçük tarım toplulukları hâlinde hayatını sürdürürken metal aletler de yeni yeni yaygınlaşıyordu. Ötzi’nin bedeni, ölümünün ardından binlerce yıl buzun içinde kaldı; buzların erimesiyle yeniden gün yüzüne çıktı. Hollandalı sanatçılar Alfons ve Adrie Kennis, Buz Adam’ın görünüşünden esinlenen bir figür de oluşturdu.
Korunma koşulları, araştırmacıların Ötzi’nin derisindeki dövmeleri 5 bin yılı aşkın süre geçmesine rağmen incelemesine imkân verdi. Bilim insanları son yemeğinde ne yediğini belirleyebildi; ölümüne yol açan ok ucunun sırtında saplı kaldığı yeri de saptadı. Ok ucunun hâlâ omzunda bulunması, ölümüne ilişkin fiziksel kanıtların günümüze ulaşmasını sağladı.
Ötzi’nin eşyaları ve bedeninden gelen ipuçları
Ötzi bugün İtalya’nın Bolzano kentindeki Güney Tirol Arkeoloji Müzesi’nde bulunuyor. Müzenin arkeologlarından Andreas Putzer, Buz Adam’ın gündelik yaşamın akışından kopup buz içinde kaldığını belirtiyor. Giysileri, silahları ve diğer ekipmanları da bedeniyle birlikte korunmuş durumda. Bu eşyalar, o dönemde insanların nasıl giyindiğine dair ilk kez fikir edinilmesini sağladı.
Ötzi’nin baltasının, Avusturya sınırından yüzlerce kilometre uzaktaki Orta İtalya’da yer alan Toskana’dan geldiği belirlendi. Bu bulgu, o dönemin toplulukları arasında ticaret yapıldığını gösteriyor. Buz altında korunmuş bedeni ve eşyaları, arkeolojik verilerin yanı sıra biyolojik araştırmalar için de önemli bir kaynak oluşturdu.
Genetik incelemeler, mide ülserlerine yol açabilen Helikobakter Pilori bakterisinin tarih öncesinde yaşamış bir insanda ilk kez kanıtlanmasını sağladı. Bilim insanları 2012’de Ötzi’nin genomunu çözdü. Analizler, onun büyük olasılıkla kahverengi gözlü olduğunu, laktoz intoleransı bulunduğunu ve 0 kan grubuna sahip olduğunu gösterdi. Ayrıca yaşa bağlı kireçlenme ağrısı çektiği ve kalp-damar hastalıkları açısından yüksek risk taşıdığı belirlendi.
2023’te yapılan başka bir inceleme, Ötzi’nin görünüşüne ilişkin önceki değerlendirmeleri değiştirdi: Teninin daha önce düşünülenden koyu olduğu ve genetik olarak kellik eğilimi taşıdığı ortaya çıktı. Putzer, Buz Adam’a yönelik araştırmaların sürdüğünü belirtiyor.
2000-2023: Erimenin hızlanmasıyla yeni buluntular
İklim değişikliği, dünya genelinde kar ve buz örtüsünün hızla azalmasına neden oluyor. 2000-2023 dönemini inceleyen bir çalışma, Grönland ve Antarktika’daki buz tabakaları dışındaki buzulların yılda ortalama yaklaşık 270 milyar ton buz kaybettiğini ortaya koydu. Araştırmaya göre erime, son 10 yılda daha da hızlandı.
Buzulların yanı sıra kalıcı buz örtüleri de eriyor. Buzulların aksine bu örtüler çoğunlukla yamaç aşağı hareket edecek kadar ağır değil. Büyük buz kütlelerinin hareket etmeyen bölümleri de bulunuyor. Hareket etmeyen buz, eski kalıntıları ezmeden ve parçalamadan koruyabiliyor.
Norveç merkezli buzul arkeolojisi programı Buzun Sırları’nı yöneten arkeolog Espen Finstad, son 20 yılda buzulların erimesiyle binlerce kalıntının açığa çıktığını söylüyor. Finstad, bu alanları ‘büyük, tarihi bir dondurucu’ya benzetiyor ve dondurucunun artık çalışmadığını vurguluyor. Ona göre kalıntıların çoğu, binlerce yıl önce bırakıldıkları zamanki kadar iyi korunmuş durumda.
2011’den itibaren: Viking geçidinde günlük yaşamın izleri
Norveç’teki Lendbreen Viking geçidi, buzların açığa çıkardığı bir başka önemli alan oldu. Buzun Sırları ekibi, geçidi 2011’de keşfetmesinden bu yana bölgede buluntu arıyor. Oslo Üniversitesi Kültür Tarihi Müzesi arkeoloğu Julian Post-Melbye, güzergâhı dağları aşmayı kolaylaştıran bir yol olarak tanımlıyor. Ona göre insanlar bu geçidi hızlı ve pratik bir ulaşım rotası olarak kullandı.
Finstad, güzergâhta en az 2 bin yıl öncesine tarihlenen çok sayıda eşya bulunduğunu aktarıyor. Buluntuların bir bölümü ulaşımda kullanılan araç ve gereçlere ait. Post-Melbye, at donanımlarının yanı sıra kayak parçalarının da ortaya çıkarıldığını belirtiyor. Bölgede yük olarak kullanılan atların ölü bedenleri ile hayvanlardan geriye kalan dışkılar da bulundu. At nalı, kemik ve dışkı izleri, geçitte yük hayvanlarının kullanıldığını gösteriyor.
Geçitte bulunan eşyalar arasında yaklaşık 1700 yıllık bir tunik de yer alıyor. Eldivenler, ayakkabılar, çocuk oyuncakları ve mum yapımında kullanılan balmumu kapları da dahil olmak üzere giysilerden silahlara uzanan çok çeşitli buluntular, sıradan insanların hayatına ışık tutuyor. Post-Melbye bu eşyaları esprili bir dille ‘tarih öncesinden kalma yüksek kaliteli bir çöp’ olarak nitelendiriyor.
Post-Melbye’ye göre geçmişte Norveç’in yüksek dağları, çoğunlukla dağcılık keşif gezileri üzerinden anlatılıyordu. Buz arkeolojisi çalışmaları ise tarih anlatısını genişletti; zanaatkârları, çiftçileri, çocukları ve aileleri de geçmiş toplumların parçası olarak görünür kıldı. Böylece araştırmacılar, yalnızca keşif gezilerine değil, toplumun daha geniş kesimlerinin yaşamına odaklanabiliyor.
Erimeyle açığa çıkan orman
Ötzi’nin bulunduğu bölgeden binlerce kilometre uzakta, ABD’nin Rocky Dağları’nda bambaşka bir kalıntı buzların erimesiyle ortaya çıktı. Araştırma ekibi, radyokarbon yöntemiyle 5 bin yıldan daha eski olduğu belirlenen beyaz kabuklu çam ağaçlarından oluşan korunmuş bir orman buldu.
Montana Eyalet Üniversitesi’nden arkeolog Dr. Craig Lee, araştırma makalesinin yazarlarından biri. Lee’nin aktardığına göre gövdelerinden koparak yakında yatan ağaçlar ilk bulunduklarında öylesine iyi korunmuştu ki odunları hâlâ sarı renkteydi ve çevreye yoğun çam kokusu yayıyordu. Ağaçların buz içinde donmuş ve hareketsiz kalmış olması, Lee’ye göre onları ‘yeni dikilmiş bir ağaç’ gibi gösteriyordu.
Keşfi ilgi çekici kılan unsurlardan biri de bugün bölgede bu ağaçlara benzer örneklerin yaşamaması. Lee, ağaçların bu yükseklikte yetişmiş olmasının geçmişteki iklim koşullarının şimdikinden çok daha sıcak olduğuna işaret ettiğini söylüyor.
Bugün: Buluntuları kurtarmak için daralan zaman
Buzdan çıkan eserler, erimeyle birlikte korunma koşullarını da kaybediyor. Finstad, buzla temasını yitiren bir eserin eriyen sulara kapılıp bir gün içinde ortadan kaybolabileceği uyarısında bulunuyor. Bazı giysiler ise kuruyarak rüzgârla uçabiliyor. Bu nedenle araştırmacıların kalıntıları kurtarmak için önünde çok kısa bir zaman aralığı bulunuyor.
Lee, 10 bin yıldan uzun süre buz içinde kalmış organik bir eserin yeryüzünde açıkta bulunmasının, onu koruyan buzun da yok olması anlamına geldiğini belirtiyor. Post-Melbye ise ömrünün sonuna doğru çocuklarının aynı dağlara baktığında çevrede buzulların ve buz kütlelerinin kalmayabileceğini söylüyor. Her yıl bu alanlarda çalışmanın, yaşanacak kaybın büyüklüğünü daha derinden hissettirdiğini ifade ediyor.
Arkeologlar, buzulların altından çıkan eserleri bulmak için zamana karşı yarışıyor. Lee, buzul arkeolojisinden elde edilen buluntuların sınırlı olması nedeniyle yüzeye çıkan her eserin hızla kurtarılması gerektiğini savunuyor. Bu alanları gelecek nesiller için araştırmanın bir sorumluluk olduğunu vurgulayan Lee, 20 yıl sonra iş işten geçmiş olabileceğini söylüyor. Ona göre bu çalışmayı yapmak bir bakıma insanların kaderinde; aksi hâlde kalıntılar sonsuza dek yok olacak.



Yorumlar 0