Haberin öne çıkan noktaları
- 1980’ler estetiğiyle özçekimleri dönüştüren yapay zekâ akımı Instagram, TikTok ve X’te milyonlarca kişiye ulaştı. Uzmanlar ise fotoğraflarla birlikte yüz biyometrisi, konum bilgisi ve kişisel alışkanlıkların da paylaşılabileceği uyarısında bulunuyor.
Kabarık saçlar, neon renkler, eski kıyafetler ve bulanık fotoğraf efektleri sosyal medyada yeni bir nostalji dalgası başlattı. Kullanıcılar, ChatGPT ve benzeri yapay zekâ araçlarıyla çektikleri özçekimleri 1980’lerin aile albümlerini ya da alışveriş merkezlerindeki portre stüdyolarını andıran görsellere dönüştürüyor.
Dünya genelinde milyonlarca kişinin katıldığı akımda, çoğunlukla ChatGPT içinde önerilen komutlardan yararlanılıyor. Kullanıcılar kendi fotoğraflarını sisteme yükleyerek kabarık saç modelleri, dönemin modasını yansıtan kıyafetler ve nostaljik görsel efektlerle yeniden tasarlanmış portreler elde ediyor. Ortaya çıkan görüntülerin gerçeğe oldukça yakın olması ve kolayca paylaşılabilmesi, trendin kısa sürede büyümesini sağladı.
1980’ler temalı görseller Instagram, TikTok ve X’te hızla yayılırken uzmanlar, kullanıcıların yalnızca eğlenceli bir fotoğraf üretmediklerini, bunun ötesinde düşündüklerinden daha fazla kişisel veriyi yapay zekâ sistemlerine aktarabileceklerini belirtiyor.
Eğlence karşılığında kişisel veri paylaşımı
Uzmanlara göre 1980’ler akımı, yapay zekâ kullanımının son yıllarda geçirdiği büyük dönüşümün de bir göstergesi. Birkaç yıl öncesine kadar yapay zekâ ile görsel üretme araçları daha çok teknoloji meraklılarının ve bu alana özel ilgi duyan kullanıcıların tercihiydi. Bugün ise bu sistemler sosyal medya akımlarından iş yeri uygulamalarına ve tüketici hizmetlerine kadar günlük yaşamın pek çok alanında kullanılıyor.
Kişiselleştirilmiş çocukluk portreleri, fantastik karakterlere dönüşüm ve özel günlere ilişkin görsellerin ardından 1980’ler estetiği, yapay zekâ destekli viral içeriklerin en yeni örneklerinden biri oldu. Yapay zekâ etiği uzmanı Catarina Doria, bu tür eğilimlerin yeni kullanıcıları platformlara çektiğini ve onları kendilerine ya da başka kişilere ait fotoğrafları yüklemeye yönlendirdiğini söylüyor.
Doria’ya göre viral akımlar, yapay zekâ şirketleri açısından değer taşıdığı için yaygınlaşıyor. Kullanıcıların giderek daha fazla sayıda kendi fotoğrafını ve başkalarının görüntülerini sisteme aktarması, şirketlere işleyebilecekleri yeni veri kaynakları sağlıyor. Doria, insanların eğlenmek amacıyla kişisel bilgilerini paylaşmasını ve bunu yaparken olası sonuçları yeterince değerlendirmemesini “eğlence için veri” yaklaşımıyla tanımlıyor.
Oxford Üniversitesi Yapay Zekâ Etiği Enstitüsü’nde felsefe doçenti olan Carissa Véliz de fotoğrafların yapay zekâ sistemlerine yüklenmeden önce dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Véliz, bir fotoğrafın yalnızca görünen kişiyi değil, aynı zamanda görüntünün çekildiği konum gibi hassas bilgileri de içerebileceğine dikkat çekiyor. Fotoğraflar aracılığıyla yüz özelliklerini kapsayan biyometrik veriler de sisteme aktarılabiliyor.
Biyometrik veriler, ele geçirilmeleri halinde değiştirilmelerinin kolay olmaması nedeniyle özel bir risk taşıyor. Véliz bu durumu, çalınan bir parolanın yenisiyle değiştirilebilmesine karşın bir kişinin yüzünü değiştirmesinin mümkün olmamasıyla açıklıyor.
Doria, yapay zekâ platformlarına yüklenen yüksek kaliteli ve yüzün net biçimde görüldüğü fotoğrafların, Instagram veya Facebook gibi geleneksel sosyal medya hizmetleriyle ve hatta flört uygulamalarıyla bağlantılı riskleri aşabileceğini ifade ediyor. Bunun yanında kullanıcılar, yapay zekâ destekli sohbet robotlarıyla yaptıkları konuşmalarda işleri, ilişkileri ve ilgi alanları hakkında kapsamlı bilgiler paylaşabiliyor.
Fotoğraflardan elde edilen verilerle sohbetlerde açıklanan kişisel bilgiler bir araya geldiğinde, belirli bir kişi hakkında giderek daha ayrıntılı bir profil oluşturulabiliyor. Böylece basit bir görsel üretme işlemi, kullanıcının kimliğine, çevresine, alışkanlıklarına ve ilgi alanlarına ilişkin daha geniş bir veri bütününün parçası haline gelebiliyor.
Verilerin gelecekteki kullanımı ve hedefli reklam riski
Gizlilik uzmanlarının endişesi yalnızca verilerin bugün nasıl saklandığıyla sınırlı değil. Asıl belirsizliklerden biri, kullanıcıların şu anda paylaştığı fotoğraf ve bilgilerin ilerleyen yıllarda hangi amaçlarla kullanılacağı. Véliz, dijital çağın temel sorunlarından birinin insanların verilerinin gelecekte nasıl değerlendirileceğini bilmemesi olduğunu söylüyor.
Uzman, verilerin hangi yöne gideceğinin de çoğu zaman öngörülemediğini, şirketlerin bu bilgileri zaman zaman dikkatsiz biçimde ticari faaliyetlerin konusu haline getirdiğini belirtiyor. Doria ve Véliz, yapay zekâ tarafından oluşturulan deepfake içeriklerin yükselişini, teknolojinin kısa süre içinde tahmin edilmesi güç biçimlerde gelişebileceğine örnek gösteriyor.
Bugün zararsız bir eğlence amacıyla yüklenen fotoğraflar, gelecekte çok daha gelişmiş yapay zekâ sistemlerinin oluşturulmasına katkı sağlayabilir. Doria, gerçek kişileri son derece inandırıcı biçimde taklit eden yapay zekâ görüntülerinin artışına dikkat çekerek, beş ya da altı yıl önce bu noktaya gelineceğinin düşünülmediğini ifade ediyor. Ona göre o dönemde insanlar internete fotoğraf yüklemeyi yalnızca keyifli ve sıradan bir etkinlik olarak görüyordu.
Profil çıkarma ve hedefli reklamcılık da tartışmanın diğer boyutlarını oluşturuyor. Teknoloji şirketlerinin topladığı veriler; kullanıcıların ilgi alanları, davranışları ve alışkanlıkları hakkında daha ayrıntılı değerlendirmeler yapılmasına imkân tanıyor. Bu profiller, reklam verenlerin ve diğer kuruluşların kişilere daha isabetli ve hassas biçimde ulaşmasını sağlayabiliyor.
Büyük yapay zekâ şirketleri ise kullanıcılara çeşitli gizlilik seçenekleri sunduklarını belirtiyor. Bu seçenekler arasında, kullanıcı içeriklerinin gelecekteki yapay zekâ modellerini geliştirmek için kullanılmasını sınırlandıran ayarlar da bulunuyor. OpenAI, BBC’ye yaptığı açıklamada güven ve gizliliğin ürünlerinin temel unsurları olduğunu bildirdi.
Şirketin açıklamasına göre kullanıcılar sohbetlerini silerek bilgilerinin yönetimini ellerinde tutabiliyor. Geçici Sohbet modu kullanıldığında ise konuşmalar kaydedilmiyor, daha sonra hatırlanmıyor ve modellerin geliştirilmesinde kullanılmıyor.
Uzmanlardan yapay zekâ kullanıcılarına gizlilik önerileri
Doria, insanların 1980’ler modasını taklit eden viral akımlar gibi eğilimlere katılmamasını tercih ettiğini belirtiyor. Bununla birlikte birçok gizlilik uzmanı, kullanıcıların yapay zekâ araçlarını bütünüyle bırakmasını önermek yerine hangi bilgileri, ne ölçüde ve hangi koşullarda paylaşmaları gerektiği konusunda daha dikkatli olmalarını istiyor.
Uzmanların öne çıkan önerilerinden biri, çocuklara ait fotoğrafların yapay zekâ sistemlerine yüklenmemesi. Çocukların bu tür veri kullanımlarına onay verecek durumda olmadığına dikkat çekilirken, ebeveynlerin onlar adına kalıcı dijital kayıtlar oluşturmadan önce kararlarını dikkatle değerlendirmesi gerektiği vurgulanıyor.
Fotoğraf paylaşılması gerekiyorsa mümkün olduğunca düşük çözünürlüklü görsellerin tercih edilmesi öneriliyor. Yüksek çözünürlüklü görüntüler, yüz ve diğer biyometrik özellikler hakkında daha fazla ayrıntı ortaya çıkarabiliyor.
Kullanıcıların, anlık viral akımlar sırasında ortaya çıkan ve kim tarafından işletildiği belirsiz uygulamalar yerine köklü platformlara yönelmesi de tavsiyeler arasında. Tanınmış hizmetlerin genellikle daha açık ve anlaşılır gizlilik politikaları sunduğu belirtiliyor.
Yapay zekâ hizmetlerinin gizlilik ayarlarının düzenli biçimde incelenmesi de önem taşıyor. Bazı platformlar, kullanıcıların içeriklerinin gelecekteki modelleri geliştirmek amacıyla kullanılmasını reddetmesine izin veriyor. Bu seçeneklerin kontrol edilmesi ve mümkünse kullanıcı tercihine göre değiştirilmesi öneriliyor.
Uzmanlar ayrıca ihtiyaç duyulmayan bellek özelliklerinin kapatılmasını istiyor. Bazı yapay zekâ sohbet robotları, yanıtlarını kişiselleştirmek için önceki konuşmalardan elde edilen bilgileri saklayabiliyor. Bu özelliğin devre dışı bırakılması, sistemlerde tutulan kişisel veri miktarını azaltabiliyor.
Yapay zekâ araçları günlük yaşamın daha geniş bir bölümüne yerleştikçe, bu sistemlerin sunduğu kolaylıklarla ortaya çıkardığı riskleri birlikte değerlendirmek giderek daha önemli hale geliyor. Véliz, mahremiyetin kişileri olası güç kötüye kullanımlarına karşı koruduğunu ve bu nedenle başlı başına bir güç unsuru olduğunu belirtiyor.


Yorumlar 0