Haberin öne çıkan noktaları
- “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisi nedeniyle tutuklanan ve üç ay cezaevinde kalan Deniz Göktaş, yaşadığı süreci The New York Times’a anlattı. Göktaş, gösterisi nedeniyle tutuklanmaktan hiçbir zaman pişmanlık duymadığını söyledi.
Komedyen Deniz Göktaş, popülaritesinin yükseldiği dönemde sahnedeki anlatımının sonuçlarını daha fazla düşünmeye başladığını ve zamanla otosansüre yöneldiğini belirtti. Komik bulduğu her şeyi söylemek yerine bazı esprilerini geri tuttuğunu aktaran Göktaş, bu tavrın kendisini zaman zaman ikiyüzlü hissettirdiğini ifade etti.
Bu sürecin ardından Göktaş, sonuçlarını hesaplamadan komik bulduğu her şeyi yeniden dile getirme kararı aldı. Sanatını ve mizah anlayışını kısıtlamamayı tercih eden komedyen, daha sonra “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisini sahneledi.
“Ölü Deniz” gösterisi sonrası tutuklandı
Deniz Göktaş, söz konusu gösterinin ardından tutuklandı ve üç ay boyunca cezaevinde kaldı. Tutuklanmasına yol açan gösteri, Türkiye’de ifade özgürlüğü, siyasi mizah ve komedyenlerin karşı karşıya kaldığı hukuki baskılarla ilgili tartışmaları da beraberinde getirdi.
Cezaevindeki ilk gününü hayatındaki önemli bir dönüm noktası olarak anlatan Göktaş, “Hücredeki ilk günümde hayatımın en güzel uykusunu uyudum” dedi. Komedyen, cezaevi sürecinin sanatsal ilkelerinden taviz vermesine ya da özgüvenini kaybetmesine neden olmadığını vurguladı.
Göktaş’a göre bu dönem, kendisiyle ilgili duyduğu şüphelerin ortadan kalkmasını sağladı. Cezaevinden çıktıktan sonra sarsılmaz bir özgüven kazandığını belirten komedyen, hayatında kendisini en az yalnız hissettiği dönemin de cezaevi süreci olduğunu söyledi.
Tahliye sonrası New York Times röportajı
Tahliye kararının ardından The New York Times’a geniş kapsamlı bir röportaj veren Deniz Göktaş, Türkiye’de ifade özgürlüğünün durumuna, otosansüre, siyasi mizaha ve mizahçıların karşılaştığı hukuki baskılara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Röportajda, tutuklanmasına neden olan gösterisi hakkında herhangi bir pişmanlık taşıyıp taşımadığı sorulan Göktaş, bu soruya kesin bir yanıt verdi: “Bir saniye bile pişman olmadım.” Üç ay cezaevinde kalmanın korkunç bir deneyim olduğunu belirten komedyen, buna rağmen bir sanatçının savunduğu bir ilke uğruna katlanamayacağı hiçbir şey olmadığını göstermek istediğini dile getirdi.
Göktaş, düşüncelerin özgürce ifade edilebilmesi gerektiğini savunarak, “Özgürce konuşabilirsiniz, korkmak zorunda değilsiniz” ifadelerini kullandı. Cezaevi deneyimini, yalnızca kişisel bir mağduriyet olarak değil, sanatçıların inandıkları değerleri savunma konusundaki sorumluluklarını ortaya koyan bir süreç olarak değerlendirdi.
Türkiye’de mizahın değişen sınırları
Türkiye’nin geçmişte de bütünüyle özgür bir ülke olmadığını söyleyen Deniz Göktaş, buna karşın geçmişte ana akım televizyon kanallarında kendi yaptığı şakalardan çok daha sert esprilerin dile getirilebildiğini ifade etti. Bu esprileri yapan komedyenlerin de çeşitli sorunlarla karşılaştığını belirten Göktaş, ancak mizahın sonuçlarının bugün olduğu kadar ağır olmadığını söyledi.
Kendisini ana akım televizyonda yer alan komedyenlerle karşılaştıran Göktaş, “Benim esprilerimi duysalar hafif bulurlardı” dedi. Bu sözleriyle, geçmişte televizyon ekranlarında kullanılan mizah diliyle kendi esprileri arasındaki farkın sanıldığı kadar büyük olmadığını savundu.
Siyasi otoritenin esprilere yönelik hoşgörüsünün azaldığını belirten komedyen, yöneticilerin şakalar karşısında bu denli kırılgan hale gelmesinin başka bir gerçeğe işaret ettiğini söyledi. Göktaş’a göre bu kırılganlık, komedinin etkili ve güçlü bir araç olduğunu da kanıtlıyor.
Mizahın otoriter yapılarla mücadeledeki rolüne de dikkat çeken Deniz Göktaş, komedinin insanlara empati ve motivasyon kazandırdığını, aynı zamanda konuşma cesareti verdiğini ifade etti. Başarılı komedyen, mizahın bu yönüyle insanlar için bir tür “psikolojik destek” işlevi gördüğünü belirtti.


Yorumlar 0