KISA KISA

Haberin öne çıkan noktaları

  • Fransa'nın GSYH'si üçüncü çeyrekte yüzde 0,1 küçülürken enflasyon ekimde yüzde 3,4'e çıktı. Uzmanlar, bütçe tartışmalarının uzamasının yatırımcı güvenini zedeleyerek faizler üzerindeki baskıyı canlı tutabileceği uyarısında bulunuyor.

Fransa ekonomisi yıl başından bu yana büyüme kaydedemezken, gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) temmuz-eylül döneminde yüzde 0,1 geriledi. Ülkenin üçüncü çeyrek verisi, ikinci çeyrekteki durgunluk ve ilk çeyrekte görülen yüzde 0,2'lik küçülmenin ardından geldi. Avro Bölgesi'nin ikinci büyük ekonomisinde faaliyetlerin zayıflaması, 2027 bütçesinin çoğunluğa sahip olmayan parlamentodan geçirilmesine yönelik tartışmalar sürerken mali güvenilirliğin nasıl korunacağı sorusunu da gündeme taşıdı.

Ulusal İstatistik ve Ekonomik Çalışmalar Enstitüsü (Insee) tarafından cuma günü açıklanan GSYH verisi beklentilerin altında kaldı. Ekonomideki daralma, geçen hafta finans piyasalarında yüzde 5'i aşan borçlanma faizlerinin ardından hükümet üzerindeki baskıyı artırdı. Toplumsal gerilim de yüksek seyrediyor: Hayat pahalılığına yönelik tepkiler ve gençlerin taleplerine destek amacıyla düzenlenecek yeni bir ulusal seferberlik gününün arifesine girildi.

Ekonomik zayıflığa ek olarak enflasyon da hızlandı. Tüketici fiyatlarındaki yıllık artış ekimde yüzde 3,4'e ulaştı; eylül ayında bu oran yüzde 3,1 düzeyindeydi. Insee, ekim verisinin Ocak 2024'ten bu yana kaydedilen en yüksek enflasyon seviyesine işaret ettiğini bildirdi. Uzmanlar, olumsuz makroekonomik koşullar dikkate alındığında zayıf büyüme rakamlarının sürpriz olmadığını belirtiyor.

BCA Research'ün Avrupa baş stratejisti Jérémie Peloso, Fransa'nın önümüzdeki çeyreklerde teknik resesyona girme ihtimalinin yüksek olduğunu değerlendirdi. Peloso, bu olasılığın son bütçe krizleri ve tahvil piyasasındaki sert düşüş yaşanmadan önce de öngörülebileceğini ifade etti.

Ekonomi ve Maliye Bakanı Roland Lescure, Franceinfo yayınında ülke ekonomisini “durmuş halde” sözleriyle tanımladı. Çoğunluğun bulunmadığı parlamentoda 2027 bütçesinin zamanında kabul edilmesi gerektiğini vurgulayan Lescure, “toparlama” bütçesinin onaylanmaması durumunda Fransa'nın “duvara çarpacağını” söyledi.

Parlamentodaki görüşmelerin sonuçsuz kalması halinde hükümetin başvurabileceği seçenekler arasında Anayasa'nın 49.3 maddesi de bulunuyor. Bu madde, bir metnin oylama yapılmadan kabul edilmesine imkân tanıyor; ancak güvensizlik önergesinin kabul edilmesi halinde düzenleme düşüyor. Hükümet, 1958'de Beşinci Cumhuriyet'in kurulmasından bu yana bütçe geçirmek amacıyla hiç kullanılmamış kararnamelere başvurma seçeneğini de dışlamış değil.

Paris-Dauphine Üniversitesi ekonomi profesörü ve “La finance au cœur de nos vies” blogunun yazarı Jérôme Mathis'e göre bütçenin kabul edilmesi, kısa vadede ekonomik faaliyeti mucizevi biçimde canlandıramayacağı için belirleyici değil. Mathis, bütçe düzenlemelerinin kısa vadede büyüme üzerinde baskı yaratabildiğini belirterek asıl ihtiyacın yatırımcılara kamu maliyesinin orta ve uzun vadeli yönü hakkında öngörü sunmak olduğunu kaydetti.

Mathis, temel sorunun yalnızca hükümetin bütçe metnini parlamentodan geçirmesi olmadığını, devletin mali güvenilirliğini yeniden kurmasının ve yatırımcıların güvenini kazanmasının önem taşıdığını vurguladı. Fransa'nın piyasalardan giderek daha yüksek maliyetle borçlandığını hatırlatan profesör, faizlerdeki yükselişin zaman içinde bütçeye yansıdığını, devletin gelecekteki hareket alanını daralttığını ve son aşamada özel yatırımları baskıladığını söyledi.

Bütçe konusundaki belirsizliğin ekonomik faaliyet üzerinde de etkili olabileceğine dikkat çeken Mathis, şirketlerin bazı yatırımlarını, hanehalklarının ise kimi harcamalarını erteleyebileceğini belirtti. Ona göre belirsizlik uzadıkça piyasalar daha yüksek risk primi talep edebilir. Mathis, Fransa ekonomisi açısından başlıca tehlikenin bütçenin hiç olmamasından ziyade kamu maliyesinin gelecekte izleyeceği seyir hakkında yeterli görünürlük sağlanamaması olduğunu ifade etti. Bu nedenle mevcut siyasi kilitlenmenin ekonomik maliyetinin, oylanmayacak tedbirlerin içeriğinden çok belirsizliğin sürmesinden kaynaklandığını söyledi.

Bu cuma 10 yıllık Fransız devlet tahvillerinin getirisi yüzde 4,9 seviyesinde gerçekleşti. Getiri, 22 Ekim'de görülen zirvenin 0,17 puan altında kaldı. Fransa ile Almanya'nın borçlanma faizleri arasındaki farkı gösteren faiz makası ise yaklaşık 1,55 puan oldu.

Peloso'nun BCA müşterileri için kaleme aldığı strateji notunda, bir gün önce yapılan Avrupa Merkez Bankası (AMB) toplantısının sürpriz içermeyen sonuçlarının faizlerdeki gevşemeye katkıda bulunmuş olabileceği değerlendirildi. Notta, AMB Başkanı Christine Lagarde'ın Fransa'daki durumu yorumlamayı reddettiği de belirtildi.

Kararnamelerle bütçe kabul edilmesi seçeneğini değerlendiren Mathis, bu yöntemin açık bir ekonomik çözüm sunmadığını söyledi. Piyasaların siyasi kararların hızını önemsemekle birlikte kararların meşruiyetini ve kalıcılığını da dikkate aldığını belirten profesöre göre kararname, kısa vadede belirsizliği azaltabilir; ancak uzun vadeli bütçe güvenilirliğini tek başına yeniden tesis edemez.

Mathis, piyasaların çoğu zaman uzun süre kararsız kalınmasındansa tartışmalı da olsa bir karar alınmasını tercih ettiğini ifade etti. Ancak kararnamelerle yürürlüğe giren bir bütçe, cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra geri alınabilecek bir düzenleme ya da siyasi sistemin kalıcı çoğunluklar üretemediğinin göstergesi olarak görülürse güven üzerindeki olumlu etkisinin sınırlı kalabileceği uyarısında bulundu.

Profesöre göre Fransa'daki mevcut tablo, daha alışılmış bütçe krizlerinden farklılaşıyor. Piyasalar ülkenin vergi toplama veya borçlarını geri ödeme kapasitesinden kuşku duymuyor; asıl şüphe, borç stokundaki artış hızının yavaşlatılıp yavaşlatılamayacağı üzerinde yoğunlaşıyor. Mathis, bu soru işareti ortadan kalkmadığı sürece bütçeyi geçirmek için hangi kurumsal yol seçilirse seçilsin faizler üzerindeki baskının devam etmesinin muhtemel olduğunu belirtti.