Haberin öne çıkan noktaları
- Fransa’nın gayrisafi yurt içi hasılası üçüncü çeyrekte yüzde 0,1 gerilerken enflasyon ocak 2024’ten bu yana en yüksek düzeye çıktı. Uzmanlar, ekonomik görünüm üzerindeki temel baskının bütçenin yokluğundan çok kamu maliyesine ilişkin belirsizlik olduğunu belirtiyor.
Fransa ekonomisi yılın başından bu yana kayda değer bir büyüme gösteremedi. Gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH), ikinci çeyrekte değişim göstermemesinin ve ilk çeyrekte yüzde 0,2 düşmesinin ardından temmuz-eylül döneminde yüzde 0,1 geriledi. Ulusal İstatistik ve Ekonomik Çalışmalar Enstitüsü (Insee), üçüncü çeyrek verisini cuma günü duyurdu. Beklentilerin altında kalan sonuç, euro bölgesinin ikinci büyük ekonomisini resesyonun eşiğine taşıdı.
Ekonomideki daralma, hükümetin piyasaları yatıştırma gücünün sorgulandığı bir döneme denk geldi. Fransız borçlanma faizleri geçen hafta finans piyasalarında yüzde 5’in üzerine çıkarken ülkedeki toplumsal gerilim de yüksek seyrediyor. Hayat pahalılığına karşı çıkmak ve gençlerin taleplerine destek vermek amacıyla düzenlenecek yeni bir ulusal seferberlik gününün arifesinde açıklanan veriler, hükümet üzerindeki baskıyı artırdı.
Ekonomik faaliyetteki gerilemeye enflasyon artışı da eşlik etti. Yıllık enflasyon ekimde yüzde 3,4’e çıkarak eylüldeki yüzde 3,1 seviyesini aştı. Insee, ekim ayındaki oranın Ocak 2024’ten bu yana görülen en yüksek enflasyon düzeyi olduğunu bildirdi.
Resesyon ve bütçe baskısı
Uzmanlara göre olumsuz ekonomik veriler, elverişsiz makroekonomik koşullar dikkate alındığında sürpriz sayılmıyor. BCA Research’ün Avrupa baş stratejisti Jérémie Peloso, Euronews’e yaptığı değerlendirmede Fransa’nın önümüzdeki çeyreklerde teknik resesyona girme riskinin ciddi olduğunu söyledi. Peloso, bu ihtimalin son bütçe çalkantıları ve tahvil piyasasındaki sert dalgalanmalardan önce de gündemde bulunduğunu belirtti.
Ekonomi ve Maliye Bakanı Roland Lescure, Franceinfo’ya konuk olduğu sırada ülke ekonomisini “durmuş durumda” diye tanımladı. Parlamentoda çoğunluğa sahip olmayan hükümet, 2027 bütçesinin zamanında kabul edilmesi gerektiğini vurguluyor. Lescure, toparlanmayı hedefleyen bütçenin onaylanmaması halinde Fransa’nın “duvara çarpacağını” ifade etti.
Parlamentodaki görüşmelerin sonuç vermemesi durumunda hükümetin önünde farklı yollar bulunuyor. Hükümet, oylama yapılmadan bir metnin kabul edilmesine imkân veren Anayasa’nın 49.3 maddesine başvurmamayı dışlamıyor. Bu madde kullanılırsa, hükümet hakkında verilen güvensizlik önergesinin kabul edilmesi kabinenin düşmesine yol açabiliyor. Diğer seçenek ise kararnameyle yasa çıkarılması. Bu yöntem, Beşinci Cumhuriyet’in 1958’de kurulmasından bu yana bütçe kabulünde hiç kullanılmadı.
Belirsizliğin ekonomik maliyeti
Paris-Dauphine Üniversitesi iktisat profesörü ve “La finance au cœur de nos vies” blogunun yazarı Jérôme Mathis, bütçenin kabulünün tek başına belirleyici olmadığını; bunun ekonomiyi kısa sürede canlandırmasını beklemenin gerçekçi olmadığını söyledi. Mathis’e göre bir bütçe, herhangi bir kaldıraç etkisiyle faaliyeti bir anda yeniden hareketlendirecek bir araç değil. Üstelik bütçe uyum planları, çoğu zaman ilk aşamada ekonomik büyüme üzerinde aşağı yönlü baskı yaratabiliyor.
Mathis, tartışmanın yalnızca hükümetin bütçe metnini parlamentodan geçirmesinden ibaret olmadığını vurguladı. Yatırımcıların, Fransız kamu maliyesinin orta ve uzun vadede nasıl bir seyir izleyeceğine dair öngörü sahibi olması gerekiyor. Bu nedenle temel mesele, devletin mali güvenilirliğini yeniden kurması ve yatırımcı güvenini kazanabilmesi.
Fransa, piyasadan giderek daha yüksek faizlerle borçlanıyor. Mathis, faizlerdeki her artışın zaman içinde kamu bütçesine yansıdığını, devletin gelecekte kullanabileceği hareket alanını daralttığını ve nihayetinde özel yatırımları da baskıladığını hatırlattı. Ona göre bütçe konusundaki belirsizlik ekonomik faaliyetin önünde engel oluşturabilir: Şirketler bazı yatırımlarını, haneler de kimi harcamalarını erteleyebilir; piyasalar ise daha yüksek risk primi talep edebilir.
Cuma günü Fransız devletinin 10 yıllık tahvil getirisi yüzde 4,9 düzeyindeydi. Bu oran, 22 Ekim’de kaydedilen zirvenin 0,17 puan altında kaldı. Fransa ile Almanya’nın borçlanma faizleri arasındaki farkı gösteren Fransız-Alman spread’i ise yaklaşık 1,55 puan olarak ölçüldü.
BCA müşterileri için Jérémie Peloso’nun kaleme aldığı ve Euronews’in gördüğü strateji notunda, bir gün önce yapılan Avrupa Merkez Bankası (AMB) toplantısının faizlerdeki gevşemeye muhtemelen katkı sağladığı değerlendirmesi yer aldı. Toplantının görece sürprizsiz geçtiği belirtilen notta, AMB Başkanı Christine Lagarde’ın Fransa’daki durumu yorumlamayı reddettiği de aktarıldı.
Güven ve kalıcı çözüm arayışı
Mathis, Fransa ekonomisi açısından asıl tehlikenin bütçenin bulunmaması değil, kamu maliyesinin geleceğine ilişkin görünürlüğün yetersiz kalması olduğunu söyledi. Ona göre mevcut siyasi kilitlenmenin başlıca ekonomik bedeli, oylanmayacak önlemlerin içeriğinden ziyade belirsizliğin uzaması. Bu nedenle bütçenin hangi yolla kabul edileceği kadar, yatırımcılara nasıl bir güvence sunacağı da önem taşıyor.
Profesör, bütçenin kararnameyle yürürlüğe konmasını “açık bir ekonomik çözüm” olarak görmüyor. Piyasaların siyasi kararların hızına önem verdiğini, ancak kararların meşruiyetini ve kalıcılığını da değerlendirdiğini belirtiyor. Kararnameyle kabul edilen bir bütçe kısa vadede belirsizliği azaltabilir; ancak bu adımın uzun vadede mali güvenilirliği yeniden tesis etmeye tek başına yetmesi beklenmiyor.
Mathis’e göre piyasalar çoğu zaman uzun süre kararsız kalınmasındansa tartışmalı da olsa bir karar alınmasını tercih ediyor. Bununla birlikte kararnameyle yürürlüğe giren bütçe kırılgan görülür, cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra değiştirilebileceği düşünülür veya siyasi sistemin kalıcı çoğunluklar oluşturamadığının işareti sayılırsa, güven üzerindeki olumlu etki sınırlanabilir.
Mathis, mevcut tabloyu daha alışıldık bütçe krizlerinden ayıran noktanın da bu olduğunu ifade etti. Piyasalar Fransa’nın vergi toplama ya da borçlarını geri ödeme kapasitesinden kuşku duymuyor. Endişe, ülkenin borç artış hızını yavaşlatıp yavaşlatamayacağı üzerinde yoğunlaşıyor. Bu konudaki soru işaretleri ortadan kalkmadığı sürece, bütçenin hangi kurumsal yöntemle kabul edildiğinden bağımsız olarak faizler üzerindeki baskının sürmesi riski bulunuyor.


