Haberin öne çıkan noktaları
- Yemen’in başkenti Sana’yı 2014’te ele geçiren Husiler, İran desteği, siyasi boşluklar ve ittifak değişiklikleri sayesinde ülkenin kuzeybatısında etkili bir güç haline geldi. Örgütün Kızıldeniz saldırıları ve Suudi Arabistan’a yönelik operasyonları, Yemen’deki çatışmayı bölgesel ve küresel bir krize dönüştürdü.
Yemen’in başkenti Sana uzun yıllardır Husilerin denetiminde bulunuyor. Son dönemde Suudi Arabistan’daki havalimanlarına yönelik saldırılar ile bu saldırılara karşı düzenlenen askeri operasyonlar, ülkede 2015’ten bu yana süren çatışmaları yeniden şiddetlendirdi.
Uluslararası toplum tarafından tanınan ve Suudi Arabistan’ın desteklediği Yemen hükümeti, İran’ın destek verdiği Husilere karşı askeri baskıyı artırma hedefini açıkladı. Suudi Arabistan’la savunma ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapan ülkelerin muhtemel tutumu da bölgesel güvenlik tartışmalarının önemli başlıkları arasına girdi.
Husiler, başkent Sana’yı ele geçirmelerinin 12’nci yıl dönümünü 20 Eylül’de havai fişek gösterileriyle kutladı. Örgütün Yemen’de nasıl güç kazandığını anlamak için hareketin dayandığı Zeydi topluluklarının tarihine ve İran’la kurduğu ilişkilere bakmak gerekiyor.
Zeydi Hareketinin Kökenleri
Yemen nüfusunun yaklaşık üçte birini oluşturduğu tahmin edilen Zeydiler, Şiiliğin kollarından birine mensup. Osmanlı Devleti’nin Yemen’i yönettiği dönemlerden bu yana özellikle ülkenin kuzeyindeki Saada bölgesinde etkin olan Zeydiler, Osmanlıların bölgeye girdiği 1500’lü yıllardan Birinci Dünya Savaşı’na kadar geçen süreçte birçok kez ayaklandı.
Osmanlı yönetimi, bölgeden tamamen çekilmesinden yedi yıl önce, 1911’de Saada’daki Zeydi lideriyle anlaşma yaptı ve bölgenin özerk statüsünü kabul etti. 1926’da Saada’da dünyaya gelen Bedrettin el Husi ise Zeydiler arasında güçlü bir aile olarak bilinen Husilerin mensuplarından biriydi. El Husi, ilerleyen yıllarda kurulacak Husi Cemaati’nin ruhani lideri oldu.
Husi hareketi, İsrail ve ABD karşıtı bir çizgi benimsedi. ABD’yle yakın ilişkileri nedeniyle Körfez ülkelerini de sık sık eleştiren grup, 1979’daki İran İslam Devrimi’nden etkilendi ve devrimin liderlerinden Ayetullah Humeyni’nin söylemlerini benimsedi. İran’la hareket arasındaki ilk yakınlaşma bu dönemde başladı.
Yemen’in kuzeyi ve güneyinde 1960’lardan itibaren iki ayrı devlet bulunuyordu. Bu iki yapı 1990’da tek bir yönetim altında birleşse de ordular birleştirilmedi. Ülkede 1994’te iç savaş çıkması, siyasi dengeleri daha da sarstı. Savaş sırasında Husiler ile diğer Zeydi gruplar arasında da anlaşmazlıklar yaşanınca Bedrettin el Husi ve oğlu Hüseyin el Husi İran’a kaçtı.
İran Desteği ve İktidar Yürüyüşü
Husiler, 1994’ten itibaren İran’ın bölgedeki nüfuzunu genişletmekle görevli Devrim Muhafızları’ndan doğrudan destek almaya başladı. Devrim Muhafızları komutanları, Husilerin oluşturduğu Ensarullah adlı silahlı yapıya eğitim verdi. Örgütün silah, askeri malzeme ve finansmanının önemli bölümü de bu dönemde İran’dan sağlandı.
İran, Saada başta olmak üzere Husilere yakın Zeydilerin yaşadığı bölgelerde çok sayıda eğitim merkezi kurdu. Bu merkezlere devam eden öğrencilere Humeyni öğretisi ve Caferilik üzerine eğitim verildi. İran’ın askeri eğitim ve silah yardımlarının etkisi, ilk kez 2004’te belirgin biçimde ortaya çıktı.
Husiler, Zeydi okullarının resmen açılmasına izin verilmesini, bölgedeki eşitsizliklerin giderilmesini ve daha özerk bir yönetim kurulmasını talep ederek Yemen hükümetine karşı silahlı isyan başlattı. Ayaklanma, Suudi Arabistan sınırında Zeydilerin yoğun yaşadığı dağlık bölgelerde başladı.
İran’ın uzun yıllardır ulusal güvenlik stratejisinin bir parçası olan vekil güç kullanımı, Husilerle kurulan ilişkide de kendini gösterdi. Hüseyin el Husi’nin 2004’te öldürülmesinin ardından Ensarullah’ın liderliğini kardeşi Abdülmelik el Husi üstlendi ve örgütün başında hâlâ o bulunuyor.
Çatışmaların yoğunluğu dönem dönem değişti. Suudi Arabistan’ın Yemen hükümetine verdiği destekle bastırılmaya çalışılan mücadele, 2010’a kadar devam etti. Aynı dönemde Tunus’ta başlayan ve Arap Baharı olarak adlandırılan halk ayaklanmaları Yemen’e de yayıldı.
Husilerin karşı karşıya olduğu, 1978’den itibaren Kuzey Yemen’i, 1990’daki birleşmeden sonra ise tüm ülkeyi yöneten Ali Abdullah Salih iktidarı devrildi. Salih’in yerine Riyad’ın desteklediği Mansur Hadi geçti. Ortaya çıkan siyasi boşluk ve karmaşa, Husilerin yıllar sonra ilk kez Saada’dan başlayarak bazı bölgelerde doğrudan kontrol ilan etmesine olanak sağladı.
İran, Husilere destek verdiği yönündeki haberleri o dönemde reddetse de örgüt giderek güç kazandı ve 21 Eylül 2014’te Yemen’in başkenti Sana’yı ele geçirdi. Bu ilerlemede, yeniden ülke siyasetinde etkili olmak isteyen eski rakipleri Ali Abdullah Salih’le kurulan işbirliğinin de payı oldu. Salih daha sonra yeniden saf değiştirerek Suudi Arabistan’ın yanına geçmeye çalıştı ve 2017’de öldürüldü.
Husilerin başkentteki hükümet binalarına yerleşmesinin ardından bir örgüt heyeti İran’ı ziyaret etti. Görüşmeler sonucunda uçuşların artırılması amacıyla sivil havacılık anlaşması yapıldı. Hudeyda Limanı’nın genişletilmesi, enerji hatlarının geliştirilmesi, suya erişimin artırılması ve ticaret ile sanayi alanlarında Yemenli kadroların İranlı uzmanlarca eğitilmesi için de anlaşmalara varıldı.
2015’in başında ev hapsinde bulunan Cumhurbaşkanı Mansur Hadi ve hükümeti, ülkeyi Husilerin kontrolündeki başkentten yönetemeyeceklerini açıkladı ve istifa etti. Husiler aynı yılın şubat ayında meclisi feshettiklerini duyurdu. Hadi ise 21 Şubat’ta güneydeki Aden kentine kaçtığını, ülkeyi buradan yöneteceğini açıkladı. Husi hamlesini darbe olarak nitelendiren Hadi, Aden’i geçici başkent ilan etti. Bunun üzerine bazı ülkeler büyükelçiliklerini Aden’e taşıdı.
Savaşın Bölgesel Yansımaları
İran’ın desteklediği Husilerin güçlenerek Suudi Arabistan sınırında hakimiyet kurmasını bölgesel tehdide dönüştürebilecek bir gelişme olarak değerlendiren Riyad, Mart 2015’te Yemen’de askeri operasyon başlattı. Operasyonlar sırasında kısa süreliğine Aden’in kontrolünü ele geçiren Husiler kentten çıkarıldı.
Buna karşın örgüt, Saada’dan başlayarak Yemen’in kuzeybatısını ve ülkenin en kritik limanı kabul edilen Hudeyda’yı da içine alan batı kıyı şeridini kontrol etmeyi sürdürdü. Eylül 2026’da düzenlediği saldırılarla bu bölgede yeni topraklar da kazandı. Husiler ayrıca zaman zaman Suudi Arabistan ve İsrail’e füze saldırıları düzenledi.
2015’ten bu yana devam eden iç savaş boyunca Birleşmiş Milletler aracılığıyla defalarca ateşkes görüşmeleri yapıldı. Ancak taraflar arasında kalıcı bir uzlaşma sağlanamadı ve Husiler askeri güçlerini korumayı başardı.
İsrail’in Gazze’ye yönelik askeri operasyon başlatmasının ardından, Kasım 2023’ten itibaren Husiler Kızıldeniz’de seyreden gemileri hedef almaya başladı. Örgüt, Hamas’la dayanışma amacıyla İsrail’e yardım taşıyan gemilere saldırdığını açıkladı. Saldırılar sırasında bazı mürettebat üyeleri hayatını kaybetti; bazı gemiler batırıldı veya kaçırıldı.
ABD, bölgedeki deniz ulaşımının güvenliğini korumak amacıyla Refah Muhafızı Operasyonu’nu başlattı. ABD öncülüğündeki koalisyon, gemilere yönelen tehditleri denizde engellemeye çalışırken Yemen’deki Husi hedeflerine de zaman zaman hava saldırıları düzenledi.
Husi saldırılarının hedefi olma riskini üstlenmek istemeyen çok sayıda şirket, gemilerini Kızıldeniz üzerinden geçirmek yerine Afrika kıtasının çevresinden dolaştırmaya başladı. Güzergâh değişiklikleri, küresel tedarik zincirinde beklenmedik sonuçlara yol açtı.
ABD ve İsrail’in 2026’da İran’a yönelik saldırılarının ardından Husiler de Yemen’den Suudi Arabistan’a düzenledikleri saldırıları artırdı. Örgüt, ülkedeki petrol tesislerine büyük çaplı saldırılar gerçekleştirdi. Husilerin 8 Eylül 2026’da Suudi Arabistan’da vurduğu Aramco tesisinden yükselen dumanlar uzaydan görüntülendi.
Husiler ayrıca Kızıldeniz’in girişinde stratejik konuma sahip Perim Adası’nın kontrolünü ele geçirdi. Husi milisleri uluslararası deniz taşımacılığı için tehdit oluşturmadıklarını savunsa da Suudi Arabistan’a ait gemileri hedef alacakları yönündeki uyarılarını sürdürdü.
Suudi Arabistan, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının ardından petrolünün bir bölümünü Doğu-Batı Boru Hattı üzerinden Kızıldeniz’e taşımaya ve buradan gemilerle dünya pazarlarına göndermeye başlamıştı. Husilerin bölgedeki tehditleri, Suudi Arabistan’ın petrol ihracatını da riske soktu.
Husi milisleri, Yemen hükümeti ve Suudi Arabistan arasındaki çatışmaların tırmanması petrol fiyatlarındaki yükselişe katkı sağladı. Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan bir raporda, örgütün elinde İran’da üretilen silahlarla aynı teknik özelliklere sahip çok sayıda silah bulunduğu belirtildi. Aynı raporda Husilere bağlı savaşçıların sayısının yüz binlerle ifade edildiği tahminine yer verildi.


Yorumlar 0