KISA KISA

Haberin öne çıkan noktaları

  • Evdeki işleri planlama, takip etme ve önceden öngörme sorumluluğu, özellikle annelerin taşıdığı görünmez bir yüke dönüşüyor. Araştırmalar, zihinsel çaba gerektiren ev işlerinin yüzde 71’inin kadınlar tarafından üstlenildiğini gösterirken uzmanlar, sorumlulukların baştan sona paylaşılmasını öneriyor.

Üç çocuk annesi Stacie Matthias, günlük yaşamındaki sorumlulukların zihnini sürekli meşgul ettiğini söylüyor. Stockport’ta yaşayan 37 yaşındaki Stacie, “Kafam hep dolu. Zihnimde bir yapılacaklar listesiyle uyuyorum” sözleriyle yaşadığı durumu anlatıyor.

Stacie’nin sözünü ettiği “zihinsel yük”, bir evin düzenli biçimde işlemesi için gereken planlama, organizasyon, hatırlama ve gelecekte ortaya çıkabilecek ihtiyaçları önceden tahmin etme sorumluluğunu ifade ediyor. Okul gezilerinin tarihini akılda tutmak, velilerin WhatsApp gruplarındaki duyuruları takip etmek, evin hangi bölümlerinin temizlenmesi gerektiğini fark etmek, çocukların ne kadar uyuduğunu izlemek, doktor randevularını ayarlamak ve okul üniforması satın almak bu yükün parçaları arasında yer alıyor.

Akademisyenler, özellikle heteroseksüel çiftlerin bulunduğu evlerde bu sorumlulukların orantısız biçimde kadınlara, daha çok da annelere kaldığını belirtiyor. Zihinsel yük, ev işlerinin fiziksel bölümünün yanı sıra bu işlerin ne zaman, nasıl ve kimin tarafından yapılacağını düşünme görevini de kapsıyor. Her ilişkinin ve hanenin kendine özgü olduğu kabul edilse de araştırmalar, farklı ailelerde benzer bir dağılımın tekrarlandığına işaret ediyor.

Okulların açılması annelerin zihinsel yükünü neden artırıyor?

İngiltere’de çocukların yaz tatilinin ardından okula dönmesiyle birlikte Stacie’nin zihnindeki sorumlulukların daha da yoğunlaştığı görülüyor. Eylül ayının kendisi için özellikle yorucu geçtiğini belirten Stacie, yılın bu döneminde sürekli hatırlanması, düzenlenmesi ya da hakkında endişe edilmesi gereken yeni bir şey çıktığını ifade ediyor.

Stacie, taşıdığı görevleri gün boyunca dolan bir bulaşık kabına benzetiyor. Ona göre kişi üzerindeki yükü azaltacak kimse olmadığında, günün sonunda kabın suyu taşıyor ve işler kritik bir noktaya ulaşıyor. Stacie, her zaman “hatırlaması, organize etmesi veya endişelenmesi gereken” bir konu bulunduğunu söylüyor.

Araştırmalar zihinsel işlerin çoğunu kimin üstlendiğini ne gösteriyor?

Bath Üniversitesi ile Melbourne Üniversitesi’nden akademisyenlerin yürüttüğü araştırmada, ABD’de yaşayan 3 bin ebeveynin verileri incelendi. Çalışma, çarşaf ve havluların ne zaman yıkanacağını takip etmek ya da buzdolabındaki yiyeceklerin son tüketim tarihini hatırlamak gibi zihinsel çaba isteyen ev işlerinin yüzde 71’inin anneler tarafından üstlenildiğini ortaya koydu.

Aynı araştırmada babaların, araştırmacıların “ara sıra yapılan” işler olarak nitelendirdiği görevlerde daha fazla sorumluluk alabildiği belirlendi. Arabanın bakım zamanını hatırlamak, bu tür daha seyrek gerçekleşen işlere örnek gösterildi. Melbourne Üniversitesi’nden Profesör Leah Ruppanner ise zihinsel yükü görünmeyen, sürekli devam eden ve sınırı olmayan bir sorumluluk olarak tanımlıyor.

Ruppanner, fiziksel bir işin sona ermesinin zihinsel yükün de sona erdiği anlamına gelmediğini belirtiyor. “Bulaşıklarınızı işe getirmiyorsunuz ama zihinsel yükü her yere taşıyorsunuz” diyen akademisyen, bu yükün kişinin evden uzakta olduğu zamanlarda da devam edebildiğine dikkat çekiyor.

Kadınlar zihinsel yükü eşleriyle nasıl konuşuyor?

Zihinsel yük, Reddit ve Mumsnet gibi çevrim içi forumlarda kadınların sıkça tartıştığı konular arasında bulunuyor. Forumlarda kadınlar, birbirinden farklı sorumlulukları aynı anda yürütmenin yarattığı yorgunluğu eşlerine nasıl anlatabilecekleri konusunda tavsiye arıyor.

Bazı anneler, okulda serbest kıyafet günleri, geziler, doğum günü etkinlikleri ve kaybolan eşyalarla ilgili duyuruların yer aldığı WhatsApp gruplarına çoğu zaman “varsayılan ebeveyn” olarak kendilerinin eklendiğini belirtiyor. Eşlerinin ise bu gruplara hiç katılmadığını söylüyorlar.

Portsmouth’ta yaşayan 35 yaşındaki üç çocuk annesi Sophia da bu duruma örnek veriyor. Çocuklarının okul gezisi ücretlerini ödeyen ve öğle yemeği siparişlerini okulun telefon uygulaması üzerinden veren Sophia, eşinin söz konusu uygulamayı hiç indirmediğini anlatıyor.

Sophia, zihinsel yük kavramını eşine defalarca açıklamaya çalıştığını ancak karşılığında yeterli anlayışı göremediğini söylüyor. Eşinin kaygılarını “önemsiz işler” şeklinde değerlendirdiğini belirten Sophia, asıl sorunun işlerin kısa sürede yapılabilmesi olmadığını ifade ediyor. “Bunlar hemen tamamlanabilecek işler gibi görünebilir. Ancak benim onları planlamam, önceden öngörmem ve sürekli 10 adım sonrasını düşünmem gerekiyor” diyor.

Görevleri yapmak neden zihinsel yükü tek başına ortadan kaldırmıyor?

Londra’da yaşayan müdür yardımcısı, içerik üreticisi ve iki çocuk babası Sam Berry, eşi ilk çocuklarının doğumundan sonra zihinsel yük kavramını gündeme getirdiğinde konuyu başlangıçta tam olarak anlayamadığını söylüyor. Berry, bez değiştirmek, bebeği beslemek ve benzeri pek çok işi kendisinin yaptığını düşündüğü için ilk dönemde savunmaya geçtiğini anlatıyor.

Berry, eşine destek olmak amacıyla ne yapabileceğini sorduğunu, ancak bu yaklaşımın bile yapılacak işleri düşünme ve dağıtma sorumluluğunu eşine bırakabildiğini sonradan fark ettiğini belirtiyor. Stacie de eşine, kendisinden bir işi yapmasını istemek zorunda kalmasının kendi zihinsel yükünü azaltmadığını, aksine artırdığını söylediğini aktarıyor.

Sam Berry’nin, meselenin yalnızca verilen görevi yerine getirmekten ibaret olmadığını anlaması birkaç ay sürdü. Örneğin akşam yemeği hazırlamak sadece yemeği pişirmek anlamına gelmiyor; evde hangi malzemelerin bulunduğunu bilmek, menüyü önceden düşünmek ve alışverişi tamamlamak da aynı sorumluluğun parçası oluyor.

Zihinsel yük kadınların sağlığını nasıl etkiliyor?

Klinik psikolog Natasha Wallace, ev işlerini düzenleme baskısıyla stres yaşayan bazı kadınların kendisine başvurduğunu söylüyor. Wallace’a göre sorun çoğu zaman tek bir büyük olaydan kaynaklanmıyor. Yüzlerce küçük talebin aynı anda kişinin üzerinde birikmesi, zihnin ve bedenin bir türlü dinlenme durumuna geçememesine yol açabiliyor.

Wallace, birçok kadının günlük hayatını adeta otomatik pilotta sürdürdüğünü ve bu nedenle taşıdığı bilişsel yükün boyutunu fark etmeyebildiğini belirtiyor. Sürekli devam eden, düşük seviyeli stresin sinir sistemi üzerinde etkili olabileceğini söyleyen psikolog, bunun uyku sorunlarına, tahammülsüzlüğe ve karar verme yorgunluğuna neden olabileceğini ifade ediyor. Sürekli baskı altında olmanın ruh sağlığını ve kişinin dinlenme kapasitesini de olumsuz etkileyebileceği vurgulanıyor.

Ebeveynlik uzmanı ve “İş/Ebeveynlik Değişimi” kitabının yazarı Anita Cleare, genel bilişsel yorgunluğun iş yaşamına da taşındığını belirtiyor. Cleare, bu durumun sürdürülemeyen bir tükenmişliğe dönüşebileceğini söylüyor.

Bir araştırmaya göre, daha fazla kazanan erkekler ev işleriyle ilgili hem fiziksel hem de bilişsel emeği daha az üstleniyor. Kadınların geliri yükseldiğinde ise fiziksel ev işlerine ayırdıkları zaman azalırken, zihinsel emek düzeyleri aynı kalıyor.

Cleare, kadınların aile yaşamından tamamen uzaklaşmayı çoğu zaman gerçekçi bir seçenek olarak görmediğini ifade ediyor. Bu nedenle önlerinde kariyerlerini yavaşlatmak, yarı zamanlı çalışmak ya da işlerini tamamen bırakıp evde kalmak gibi seçenekler kaldığını ve giderek daha fazla kadının bu kararlarla karşı karşıya geldiğini söylüyor. Ona göre ev içindeki fiziksel ve zihinsel yük azaltıldığında, kadınların iş yaşamında daha iyi performans gösterebilmesi için enerji, kapasite ve ilgi alanı oluşuyor.

Bu eşitsizlik doğum izniyle mi başlıyor?

Görüşlerine başvurulan kadınların çoğu, ev içindeki sorumluluk dengesizliğinin çocuk sahibi olunmasının ardından, özellikle de doğum izni döneminde başladığını düşünüyor. Natasha Wallace da kadınların genellikle babalara kıyasla çok daha uzun süre doğum izninde kalmasının onları erken aşamada “varsayılan ebeveyn” konumuna getirdiğini belirtiyor.

Wallace’a göre bir kişi evde her şeyi bilen, eşyaların yerini hatırlayan ve geçmişteki işleri sürekli üstlenen kişi haline geldiğinde, diğer aile üyeleri her konuda ona yönelmeye başlıyor. Kadın işe geri döndükten sonra bile ailenin merkezindeki kişi olma rolü devam edebiliyor.

İngiltere’de anneler, 39 haftası ücretli olmak üzere toplam 52 haftaya kadar yasal doğum izni kullanabiliyor. Babalar için babalık izni kapsamında tanınan süre ise iki haftaya kadar çıkıyor. Bazı işverenler çalışanlarına yasal sürenin üzerinde ebeveyn izni olanağı sunsa da doğum veya babalık izni sırasında birçok kişinin geliri azalıyor. Bu ekonomik kayıp, babaların ne kadar izin kullanacağını etkileyen unsurlar arasında yer alıyor.

Geleneksel aile rolleri zihinsel yükü nasıl şekillendiriyor?

Zihinsel yükün paylaşılmamasının nedenleri arasında geleneksel aile içi roller de gösteriliyor. ABD’de çiftlere zihinsel yükü bölüşme konusunda koçluk yapan, evli ve üç çocuk babası Zach Watson, büyükbabasının evlilik hayatı boyunca hiç yemek yapmamış olabileceğini, babasının ise mutfakta çok az sorumluluk aldığını söylüyor.

Watson, evliliğinin ilk beş yılında yemeklerin çoğunlukla eşi tarafından hazırlandığını anlatıyor. Kendisi yemek yapmayı teklif ettiğinde eşine ne istediğini soruyordu. Ancak bu soru, menüyü belirleme görevini yine eşine bıraktığı için onun zihinsel yükünü azaltmıyordu.

Zach Watson zamanla, akşam yemeği için buzdolabındaki malzemeleri önceden kontrol edip seçenekler sunabileceğini öğrendi. Eşi karar verme sürecinden tamamen uzaklaşmak isterse, ona hazır bir seçenek sunmanın daha doğru olduğunu fark etti. Bir malzemeyi bulamadığında yalnızca “Ketçap nerede?” diye sormak yerine, önce hangi yerlere baktığını söylemesinin de sorumluluğu karşı tarafa devretmemek açısından önemli olduğunu belirtiyor.

Fotoğraf: Maskot/Getty Images

Eşler zihinsel yükü paylaşırken hangi sorumluluğu üstlenmeli?

Sam Berry, erkeklerin tamamının ev içindeki bu görünmeyen emeği umursamadığı düşüncesinin doğru olmadığını söylüyor. Ona göre birçok erkek aslında iyi bir eş ve iyi bir baba olmaya, elinden geleni yapmaya çalışıyor; ancak zihinsel yükün varlığını çoğu zaman fark etmiyor ya da yaşanan durumu anlatacak doğru kelimeleri bulamıyor.

Görüşlerine başvurulan birçok kadın, eşlerinin belirli görevleri yalnızca yardım eder gibi değil, tamamen kendi sorumluluğu olarak üstlenmesini istiyor. Sam Berry bu yaklaşımı “bir görevin sahiplenilmesi” olarak tanımlıyor. Örneğin baba okul işleriyle ilgili tüm süreci baştan sona takip ederken, anne yemek düzenini yönetebilir.

Berry, adaletin her işi matematiksel olarak yüzde 50’ye yüzde 50 bölmek anlamına gelmediğini vurguluyor. Eşlerden biri daha uzun saatler çalışabilir, diğeri ise yemek yapmaktan daha fazla hoşlanabilir. Önemli olan, her iki kişinin de kendileri için işleyen bir paylaşım konusunda anlaşması ve belirli görevlerin tüm sorumluluğunu üstlenmesi.

Londra’da yaşayan 40 yaşındaki iki çocuk annesi Afua Williams da sorumlulukları daha fazla üstlenen kişinin, eşinin aynı işleri farklı biçimde yapabileceğini kabul etmesi gerektiğini söylüyor. Williams’a göre her şeyin her zaman kusursuz ve sorunsuz ilerlemeyeceğini kabullenmek, yükün paylaşılmasının önündeki engellerden birini kaldırabilir. Eylül ayı geldiğinde zihninde yine çok sayıda konu bulunduğunu belirten Williams, okul döneminin başlangıcında bu yoğunluğu daha fazla hissettiğini ifade ediyor.

Zihinsel yükü azaltmak için hangi adımlar atılabilir?

Uzmanlar ve ebeveynler, zihinsel yükün daha adil paylaşılması için öncelikle çiftlerin hislerini ve bu yükün günlük yaşam üzerindeki etkisini açıkça konuşmasını öneriyor. Zach Watson bu süreci “etiketleme” olarak adlandırıyor. Amaç, görünmeyen bilişsel ve duygusal emeği görünür hale getirmek.

Natasha Wallace ise bu konuşmaların taraflardan biri öfkeliyken ya da tamamen bunalmış durumdayken yapılmaması gerektiğini belirtiyor. Böyle bir anda başlatılan konuşmanın diğer kişide suçlandığı veya eleştirildiği duygusunu oluşturabileceğini söylüyor.

Zihinsel yükün iş yaşamına etkisini inceleyen bir çalışmanın ortak yazarı Ana Catalano Weeks, çiftlerin hangi görevlerin gerçekten devredilebileceğini gözden geçirmesini tavsiye ediyor. Çocukların arkadaşları için fiziksel doğum günü kartları hazırlamanın zorunlu olup olmadığı ya da velilerin WhatsApp gruplarının sessize alınıp yalnızca okulun resmi e-postalarının takip edilip edilemeyeceği bu değerlendirmeye örnek oluşturuyor.

Çiftlerin günlük, haftalık veya mevsimlik aralıklarla düzenli biçimde bir araya gelerek sorumlulukları gözden geçirmesi de öneriliyor. Doğum günleri, okul toplantıları ve diğer önemli etkinlikler için ortak bir takvim kullanılması, herkesin aynı bilgilere erişmesine yardımcı olabilir.

Wallace, bir görevi üstlenen kişinin yalnızca hatırlatıldığında harekete geçmemesi gerektiğini söylüyor. Sorumluluk, işin başlangıcından tamamlanmasına kadar takip edilmeli; planlama, uygulama ve sonuçlandırma aşamalarının tamamı aynı kişiye ait olmalı.

Anita Cleare ise çözümün yalnızca daha düzenli ve verimli hale gelmeye çalışmak olduğu düşüncesine karşı uyarıda bulunuyor. “Verimlilik tuzağı”na düşmemek gerektiğini belirten Cleare, ebeveynlikte en önemli unsurun çocuğa belirli sebzeleri yedirmek gibi görevler değil, çocukla bağ kurulan anlar olduğunu hatırlatıyor. Beklentileri yeniden değerlendirmek, hem fiziksel işleri hem de bu işlerin arkasındaki zihinsel emeği azaltmanın bir yolu olabilir.

Yorumlar 0

0/1000
Yorumlar yükleniyor...