KISA KISA

Haberin öne çıkan noktaları

  • Naomi Klein ile Astra Taylor, teknoloji milyarderleri, etnomilliyetçiler ve dini fundamentalistler arasındaki yakınlaşmanın yeni bir aşırı sağ anlayış doğurduğunu savundu. Yazarlar, iklim krizi, nükleer tehdit ve yapay zekâ gibi riskler karşısında tartışmanın felaketi önlemekten çıkıp “felaket sonrasında kimin hayatta kalacağı” sorusuna indirgendiği uyarısında bulundu.

Naomi Klein ve Astra Taylor, günümüz aşırı sağında teknoloji milyarderleri, etnomilliyetçiler ve dini fundamentalistlerin ortak bir siyasi zeminde buluşmaya başladığını öne sürdü. İki yazar, bu oluşumu “kıyamet faşizmi” olarak adlandırırken iklim krizi, nükleer tehdit ve yapay zekâ gibi küresel riskler karşısında asıl meselenin artık felaketi engellemek değil, felaketin ardından hangi grupların hayatta kalacağı şeklinde ele alındığını savundu.

Kanadalı yazar ve aktivist Naomi Klein ile yazar, belgeselci ve Debt Collective’in kurucuları arasında yer alan Astra Taylor, yeni kitapları “End Times Fascism and the Fight for the Living World” kapsamında aşırı sağ hareketlerin dönüşümünü, teknoloji sermayesinin siyasette artan ağırlığını ve iklim krizine verilen tepkileri değerlendirdi. Yazarlar, “kıyamet faşizmi” olarak tanımladıkları eğilimin önceki yüzyılın faşist hareketlerinden ayrıldığını; bu yeni siyasi çizginin, gezegen ölçeğindeki varoluşsal tehditlerin gölgesinde şekillendiğini belirtti.

Klein ve Taylor, bu görüşlerini The New York Times yazarı David Marchese’ye verdikleri röportajda anlattı. Onlara göre çağdaş aşırı sağın bazı unsurları küresel çöküşü önlenmesi gereken bir ihtimal olarak görmüyor. Bunun yerine çöküşün kaçınılmaz olduğunu varsayıyor ve siyasi tartışmayı “felaket yaşanacak mı?” sorusundan “felaketten sonra kim ayakta kalacak?” sorusuna taşıyor.

“Dünyanın sonu artık masada” yaklaşımı

Naomi Klein, 20. yüzyılın faşist liderlerinin atom bombası, iklim değişikliği ya da bugün ulaşılan teknolojik kapasite gibi tehditlerle karşı karşıya bulunmadığını hatırlattı. Klein’a göre günümüz dünyası, insanlığın ve gezegenin geleceğini aynı anda etkileyebilecek risklerin yoğunluğu nedeniyle geçmişe kıyasla çok daha tehlikeli bir hale geldi.

Yazar, yeni aşırı sağ anlayışın bazı temsilcilerinin küresel yıkımı önlenmesi gereken bir sonuç değil, gerçekleşmesi beklenen bir senaryo gibi değerlendirdiğini söyledi. Bu bakış açısında temel soru, toplumların ortak çabayla nasıl korunacağı değil; kaynakların, güvenli bölgelerin ve yaşam imkânlarının kriz sonrasında kimlerin elinde kalacağı oluyor. Klein ve Taylor, “Dünyanın sonu artık masada” anlayışının bu siyasi yaklaşımın merkezinde bulunduğunu savundu.

Yazarların kitabında söz konusu yapının üç ana bileşenden oluştuğu ileri sürülüyor. İlk grupta dini kıyamet inancını temel alan hareketler yer alıyor. İkinci grubu, teknolojik bir “tekillik” ya da dijital süperzekânın ortaya çıkacağı bir geleceğe hazırlanan teknoloji çevreleri oluşturuyor. Üçüncü unsur ise göçü ve kültürel değişimi varoluşsal bir tehdit olarak gören etnomilliyetçilerden meydana geliyor.

Astra Taylor, bu üç grubun kendi içinde aynı düşünceleri paylaşmadığını ve zaman zaman birbiriyle çelişen görüşlere sahip olduğunu belirtti. Ancak Taylor’a göre dünyanın daha güvensiz hale geldiği fikri, bu çevreleri benzer tepkilere yöneltiyor. Bu tepkilerin başında dışa kapanmak, sınırlar oluşturmak ve yalnızca kendi topluluklarının güvenliğini garanti altına almaya çalışmak geliyor.

Klein’dan Elon Musk’ın uzay vizyonuna eleştiri

Naomi Klein, “kıyamet faşizmi” olarak tanımladıkları düşünce biçiminin en görünür örneklerinden birinin Elon Musk’ın uzay kolonileri ve insanlığın çok gezegenli bir türe dönüşmesine ilişkin projeleri olduğunu söyledi. Klein, uzay araştırmalarının kendi başına faşist bir proje olarak görülemeyeceğini özellikle vurguladı.

Buna karşın Klein, Musk’ın söyleminde Dünya’yı kurtarma fikrinden çok Dünya’dan uzaklaşma ve başka bir yerde yaşam kurma düşüncesinin öne çıktığını savundu. Milyarderlerin özel sığınaklara yatırım yapmasını ve Dünya dışında yaşam arayışının güçlenmesini de benzer bir eğilimin göstergesi olarak değerlendirdi. Klein’a göre bu gelişmeler, ekonomik ve siyasi elitlerin büyük krizlere toplumun tamamı için ortak çözümler bulmak yerine kendilerini korumaya yöneldiğini ortaya koyuyor.

Klein ve Taylor’ın kitabında, iklim krizi, ekonomik eşitsizlik ve teknolojik dönüşümün kesiştiği noktada ortaya çıkan özel sığınaklar, korunaklı bölgeler ve yalnızca seçilmiş bir grubun hayatta kalacağı gelecek fikri eleştiriliyor. Yazarlara göre günümüz aşırı sağı, toplumun tamamına daha iyi bir yaşam vadetmek yerine krizlere duvarlar, sınırlar ve ayrıcalıklı kesimler için güvenli alanlarla yanıt veriyor.

Trump yönetimi ittifakın siyasi örneği olarak gösterildi

Klein, dini milliyetçiler, teknoloji milyarderleri ve aşırı sağ hareketler arasındaki yakınlaşmanın ABD’de Donald Trump yönetimiyle somut bir siyasi karşılık bulduğunu ileri sürdü. Trump’ın ikinci kez iktidara gelmesinde Silikon Vadisi’nden gelen desteğin önemli olduğunu belirten Klein, teknoloji sermayesinin Amerikan siyasetindeki etkisinin özellikle Elon Musk’ın yanı sıra Marc Andreessen ve Peter Thiel çevresinde belirginleştiğini söyledi.

Klein, Trump’ın Mike Huckabee’yi İsrail Büyükelçisi olarak görevlendirmesini de ABD’deki Hristiyan Siyonist seçmen tabanıyla kurulan siyasi ilişkinin örneklerinden biri olarak değerlendirdi. Ona göre bu atama, dini milliyetçilik ile iktidar siyaseti arasındaki bağın nasıl kurulduğunu gösteren gelişmelerden biri oldu.

Teknoloji sektörünün Trump’a yaklaşımının ilk başkanlık dönemine göre önemli ölçüde değiştiğini savunan Klein, geçmişte Mark Zuckerberg ve Jeff Bezos gibi isimlerin iklim politikaları nedeniyle yönetimle daha mesafeli bir ilişki kurduğunu hatırlattı. Klein, Trump’ın ikinci döneminde ise teknoloji elitlerinin önemli bir bölümünün yönetimle daha yakın temas geliştirdiğini ifade etti.

Yapay zekâ yarışı ve enerji ihtiyacı

Yazarlara göre teknoloji şirketleri ile Trump yönetimi arasındaki yakınlaşmanın arkasındaki başlıca nedenlerden biri yapay zekâ alanındaki rekabet. Klein, yapay zekâ modellerinin ve bu sistemleri çalıştıran veri merkezlerinin çok yüksek miktarda enerjiye ihtiyaç duyduğuna dikkat çekti.

Klein, fosil yakıt üretimini destekleyen bir yönetimin enerjiye erişim ve maliyet açısından teknoloji şirketlerine ekonomik avantaj sağlayabileceğini savundu. Bu nedenle yapay zekâ yarışının, teknoloji sektörünün Trump yönetimine yaklaşımında belirleyici unsurlardan biri haline geldiğini söyledi.

Peter Thiel ve Silikon Vadisi’ndeki radikal fikirler

Astra Taylor, Silikon Vadisi’nde görülen aşırı sağ düşüncelerin yalnızca Trump’ın ikinci başkanlık döneminde ortaya çıkmadığını belirtti. Taylor, bu eğilimlerin daha önce de teknoloji sektörünün etkili isimleri arasında bulunduğunu söyleyerek yatırımcı Peter Thiel ve David Sacks’a işaret etti.

Taylor, Thiel’in 2009 yılında kaleme aldığı bir yazıda demokrasi ile özgürlüğün birbiriyle uyumlu olup olmadığına ilişkin kuşkularını dile getirdiğini hatırlattı. Yazarlar ayrıca 2024 seçimlerinden önce Thiel’in yatırım şirketi tarafından düzenlenen Hereticon konferansını, teknoloji dünyasında uzun süredir varlığını sürdüren radikal siyasi ve felsefi eğilimlerin örneklerinden biri olarak gösterdi.

Taylor, teknoloji liderlerinin kullandığı kışkırtıcı ifadelerin yalnızca “internet trollemesi” şeklinde geçiştirilmemesi gerektiğini savundu. Klein ise geçmişte marjinal kabul edilen bazı siyasi hareketlerin ve söylemlerin kısa süre içinde hükümet politikalarının bir parçası haline gelebildiğini belirterek bu ifadelerin ciddiye alınması gerektiğini söyledi.

“Gelecek yalnızca küçük bir elit için tasarlanıyor”

Naomi Klein, Elon Musk’ın bir yandan nüfus azalmasına karşı daha fazla çocuk sahibi olunmasını savunurken diğer yandan sosyal yardım programlarının azaltılmasını desteklemesini eleştirdi. Klein’a göre bu iki yaklaşım, Musk’ın gelecek tasavvurundaki çelişkiyi ortaya koyuyor.

Klein, Musk’ın vizyonunda roketler, beyin implantları, teknolojik geliştirmeler ve uzay yolculuğu gibi başlıkların merkezi yer tuttuğunu söyledi. Ancak bu teknolojilerin ve imkânların bütün insanlığa eşit biçimde sunulacağına dair bir yaklaşım bulunmadığını savundu. Klein, bu nedenle geleceğin geniş toplum kesimleri için değil, küçük bir elit için tasarlandığı görüşünü dile getirdi.

Taylor, insanların büyük ve ilham verici bir gelecek fikrine ihtiyaç duyduğunu kabul ettiklerini belirtti. Ancak ona göre bu gelecek, başka gezegenlerde yaşayacak seçilmiş bir azınlık için değil, Dünya üzerinde sürdürülebilir ve kapsayıcı bir yaşam kurmak amacıyla tasarlanmalı.

Klein ve Taylor, aşırı sağın krizlere karşı duvarlar, sınırlar ve özel sığınaklarla yanıt verdiğini; buna karşılık toplumun tamamını kapsayan ortak bir gelecek önerisi sunamadığını savundu. Yazarlar, iklim krizinin ve teknolojik dönüşümün yol açtığı kaygıların, eşitlikçi çözümler yerine ayrıcalıklı grupların korunması fikrine bağlanmasını eleştirdi.

Sol için yeni bir gelecek anlatısı çağrısı

Klein ve Taylor’a göre aşırı sağın kıyamet merkezli anlatılarına yalnızca sağlık hizmetleri, ekonomik eşitlik ya da uygun fiyatlı yaşam gibi somut politika önerileriyle karşılık vermek yeterli olmayabilir. Klein, siyasetin aynı zamanda insanların geleceği hayal etmesine ve bu geleceğe dair umut geliştirmesine imkân veren güçlü bir anlatı kurması gerektiğini söyledi.

Klein, Bernie Sanders’ın Green New Deal programında görev aldığını hatırlattı. İklim politikalarının ekonomik taleplerle bir araya getirilmesini, insanlara hem çevresel hem de toplumsal açıdan farklı bir gelecek öneren adımlardan biri olarak değerlendirdi.

Klein ayrıca New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani ve Demokratik Sosyalistler (DSA) çevresinde şekillenen yeni siyasi hareketlerin, solun geleceğe ilişkin daha güçlü bir anlatı oluşturabileceğine dair işaretler verdiğini savundu. Taylor ise çok ırklı ve çoğulcu bir demokrasinin otoriter bir sistem kurmaktan daha zor olduğunu söyledi. Taylor’a göre bunun nedeni, çoğulcu demokrasinin gücü ele geçirmek yerine toplum içinde paylaşmayı gerektirmesi.

Yazarlara göre “kıyamet faşizmi” olarak tanımladıkları siyasi yapının en güçlü tarafları ekonomik kaynaklara ve siyasi nüfuza sahip olması. Ancak bu yapının en büyük zayıflığı, geniş toplum kesimlerine inandırıcı ve ortak bir gelecek sunamaması.

Naomi Klein, insanlığın iklim krizi ve teknolojik dönüşüm karşısında kimin kurtarılacağına karar verilen bir gelecek yerine, kaynakların paylaşıldığı ve gezegendeki yaşamın korunduğu bir düzen kurması gerektiğini savundu. Klein ve Taylor, kitaplarını söz konusu siyasi aktörlere duydukları özel ilgi nedeniyle değil, onların temsil ettiği düşünce biçimine karşı mücadele edilebileceğine inandıkları için kaleme aldıklarını belirtti.

Yorumlar 0

0/1000
Yorumlar yükleniyor...