Köşe Yazısı

En son lisedeyken bu köşkün yakınına gelmiştim. O zaman köşke giden bir yol olmadığı için onu yalnızca uzaktan görebilmiştim. Dün ise yıllar sonra yeniden bu büyülü köşke gittim. Artık köşke çıkan bir yol vardı ve bu beni gerçekten mutlu etti.

Köşke çıkan yol oldukça virajlı ve engebeliydi. Tam köşke ulaştığımız anda aracımızın lastiği, yola saçılmış cam şişe parçaları nedeniyle patladı. Buna çok öfkelendim. Böylesine güzel bir yerin insanların geride bıraktığı çöpler yüzünden zarar görmesi insanın içini acıtıyor. Köşkün yüksek konumu ve çam ormanlarının içinde yer alması nedeniyle etrafta piknik yapan aileler, gençler ve koşuşturan çocuklar vardı. Sarıkamış halkının burada vakit geçirmesi beni şaşırtmadı. Ancak plastik şişeler, cam kırıkları, poşetler ve çekirdek kabukları bu güzel manzaraya hiç yakışmıyordu. Ara sıra gelinlik ve damatlıkları ile yeni evlenmiş çiftler geliyor, köşkün önünde fotoğraf çektiriyordu.

O an şunu düşündüm; Katerina Köşkü aslında yalnız değildi. İnsanlar onu ziyaret ediyor, onunla hatıra biriktiriyordu. Ama yine de sahipsiz gibiydi.

Köşk, çam ağaçlarının arasında yüksekçe bir tepede bütün görkemiyle karşımda duruyordu. Sarıkamış'ta "Katerina Köşkü" olarak bilinen bu yapı, Rus işgali döneminde 1896 yılında inşa edilmiş. Baltık mimarisini yansıtan köşkün kimin için yaptırıldığı konusunda ise farklı rivayetler bulunuyor. Halk arasında Çar'ın eşi için yaptırıldığı söylense de, bazı kaynaklarda hasta oğlu Aleksey'in rehabilitasyonu ve av köşkü olarak kullanılması amacıyla inşa edildiği anlatılıyor.

İlk bakışta İsviçre dağ evlerini andıran üçgen çatısı ve yatay mimarisi dikkat çekiyordu. Bu kadar güzel bir yapının yıllardır sessizce orada duruyor olması beni şaşırttı. Belki de Sarıkamış'ın henüz hak ettiği değeri görememiş en güzel yapılarından biri.

Tamamen ahşaptan yapılmış olması ve yapımında çivi kullanılmamış olması beni en çok etkileyen ayrıntılardan biriydi. Nasıl yapmışlardı bu yapıyı? O yılların teknolojisiyle bu kadar sağlam ve estetik bir eser ortaya koyabilmek gerçekten hayranlık uyandırıcıydı.

Pencereler büyük yapılmıştı; sanki sadece ışığı içeri almak için değil, Sarıkamış'ın eşsiz manzarasını seyretmek için tasarlanmış gibiydi. Kim bilir, burada oturup sonsuz dağ manzarasını izlerken içeceklerini yudumlayan insanlar ne hissediyordu? Arka pencereler çam ormanlarına bakarken, giriş cephesindeki büyük pencereler Sarıkamış'a açılıyordu. Ön taraftan Sarıkamış Şehitliği'ni, ay yıldızlı anıtı ve eski Rus tren garını görmek mümkündü. Sanki aynı manzaranın içinde geçmiş ile bugün yan yana duruyordu.

Köşkün uzun koridorlarında yürürken adeta zamanda yolculuk yaptığımı hissettim. Koridor dâhil neredeyse her yerde pencere vardı. Bu da bana "Acaba bu kadar büyük pencereleri olan bir yapıyı o dönemde nasıl ısıtıyorlardı?" sorusunu düşündürdü. Koridordaki kapılar oldukça dardı. Girdiğim odalardan birinde yüksek tavanlı, geniş bir salonla karşılaştım. Yanlarda iki, ortada ise büyük bir pencere bulunuyordu. Odaya bakarken istemsizce hayal kurmaya başladım. Sanki burada uzun sofralar kuruluyor, şarkılar söyleniyor, davetliler ağırlanıyor ve geceler boyunca eğleniliyordu.

Köşkün hemen yanında bulunan yardımcı bina da dikkatimi çekti. Ana köşke göre daha küçük olsa da oldukça gösterişliydi. Beyaz ahşap cephesi, mavi kapı ve pencere çerçeveleri bana yabancı filmlerde gördüğüm eski evleri hatırlattı. Bu renkler eskiden de böyle miydi, yoksa sonradan mı değiştirildi, bilemedim. Binanın bir penceresinden heybetli Katerina Köşkü'nü, diğer pencerelerinden ise çam ağaçlarını görmek mümkündü. Ne kadar huzurlu bir manzaraydı...

Köşkte bulunduğum süre boyunca şunu düşündüm: Bu yapı yalnızca güzel bir mimari eser değil. Kars'ın geçirdiği siyasi ve kültürel değişimlere tanıklık etmiş, bu toprakların hafızasını taşıyan önemli bir miras. Türkiye'de benzerine az rastlanan mimarisiyle korunmayı fazlasıyla hak ediyor.

Karşı tepeden görünen eski Rus tren garına baktığımda da aynı düşünce aklımdan geçti. Keşke o yapı da restore edilip yeniden hayat bulsa. Belki bir han, belki bir kültür merkezi ya da geçmişi yaşatan başka bir mekân... Çünkü tarih yalnızca bizim inşa ettiklerimizden ibaret değil; bu toprakların yaşadığı bütün dönemlerin ortak mirası. Katerina Köşkü de bana bunu bir kez daha hatırlattı.

Yorumlar 0

0/1000
Yorumlar yükleniyor...