Haberin öne çıkan noktaları
- Türkiye'yi sarsan fon dolandırıcılığı iddiaları, milyonlarca liralık kayıpların ötesinde çok daha önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Güvenimizi teslim ettiğimiz kişileri kim denetliyor?
Türkiye, son dönemde gündeme gelen fon dolandırıcılığı iddialarıyla bir kez daha sarsılıyor. Milyonlarca liranın, hatta bazı dosyalarda milyonlarca doların konuşulduğu bu olaylar, yalnızca insanların parasını değil, finans sistemine duyulan güveni de tartışmaya açıyor.
Ortada büyük bir soru var:
İnsanlar yıllarca çalışarak kazandıkları birikimlerini güvenerek teslim ederken, o güveni koruması gerekenler ne yapıyordu?
Bu soruya cevap vermeden önce, eskilerden bir fıkra anlatalım.
TİLKİDEN KÜMES BEKÇİSİ OLUR MU?
Bir köyde tavuklar sürekli kayboluyormuş. Köylüler ne yaptıysa hırsızın önüne geçememiş.
Bir gün köyün ileri gelenleri toplanmış.
Biri demiş ki:
“Bu kümese öyle bir bekçi bulmalıyız ki hırsızların bütün oyunlarını bilsin.”
Bir başkası hemen atılmış:
“Öyleyse tilkiyi bekçi yapalım! Tavukları nasıl çaldıklarını en iyi o bilir.”
Köylüler bu fikri çok beğenmiş. Tilkiyi çağırıp kümesin anahtarını teslim etmişler.
Tilki de göğsünü gere gere konuşmuş:
“Hiç merak etmeyin! Bundan sonra bir tek tavuğunuzun bile tüyüne zarar gelmeyecek.”
İlk gece üç tavuk kaybolmuş.
İkinci gece beş...
Üçüncü gece kümes bomboş kalmış.
Köylüler öfkeyle tilkinin karşısına dikilmiş:
“Biz sana tavukları koru dedik! Tavuklar nerede?”
Tilki hiç istifini bozmadan cevap vermiş:
“Ben görevimi yaptım. Kümesin kapısını bütün gece dışarıdan gelecek hırsızlara karşı korudum!”
Köylülerden biri dayanamamış:
“Peki tavukları kim yedi?”
Tilki bıyıklarını sıvazlayıp gülümsemiş:
“Onu da araştırmak lazım!”
İşte meselenin özü tam da burada!
Bazen en büyük tehlike, kümesin dışındaki hırsız değil, anahtarı eline verdiğiniz bekçidir.
MİLYONLAR KAYBOLURKEN GÜVEN NEREDEYDİ?
Türkiye'de kamuoyunun yakından takip ettiği fon dolandırıcılığı dosyalarında, yüksek kazanç vaatleri, kişisel güven ilişkileri ve denetim tartışmaları dikkat çekiyor.
İnsanlar birikimlerini değerlensin diye teslim ediyor. Kimisi emeklilik parasını, kimisi yıllarca yaptığı tasarrufu, kimisi de ailesinin geleceğini güvence altına almak için ayırdığı sermayeyi ortaya koyuyor.
Karşılığında ne bekliyorlar?
Güven, şeffaflık ve hesap verebilirlik.
Peki neyle karşılaşıyorlar?
Bazı dosyalarda kayıp paralar, karşılıksız vaatler, birbirini suçlayan taraflar ve yıllarca sürebilecek hukuk mücadeleleriyle...
Burada yalnızca parayı aldığı iddia edilen kişileri konuşmak yetmez.
Bu kadar büyük paralar el değiştirirken denetim mekanizmaları neden devreye giremedi? Şüpheli işlemler zamanında fark edildi mi? Kurumsal itibar, kişisel vaatlere güven kazandırmak için kullanıldı mı?
Bu soruların cevabı, yalnızca mağdurların değil, toplumun tamamının hakkıdır.
SEÇİL ERZAN DAVASI: KÜMESİN ANAHTARI KİMDEYDİ?
Kamuoyunda “yüksek kârlı gizli fon” davası olarak bilinen Seçil Erzan dosyası, bu tartışmanın en çarpıcı örneklerinden biri.
Üstelik dava hâlâ devam ediyor. Erzan hakkında verilen 102 yıl 4 aylık hapis cezası, istinaf mahkemesince usule ilişkin gerekçelerle bozuldu. 9 Ekim 2026 tarihli duruşmada tutukluluğunun devamına karar verildi ve bir sonraki duruşma 6 Kasım'a ertelendi.
Elbette nihai hükmü bağımsız yargı verecek. Ancak bu süreçte kamuoyunun sorması gereken sorular var.
Bir banka yöneticisinin kişisel vaatleri, nasıl oldu da böylesine büyük bir güven oluşturabildi?
İnsanlar bir finans kuruluşunun kurumsal güvencesiyle, o kuruluşta çalışan bir kişinin kişisel taahhüdü arasındaki farkı neden göremedi?
Daha da önemlisi, bu farkı anlatması gereken sistem yeterince işledi mi?
Çünkü bankacılık yalnızca para yönetmek değildir.
Bankacılık, her şeyden önce güven yönetmektir.
Bir bankanın tabelası, bir yöneticinin makamı veya yıllarca kurulmuş dostluk ilişkileri, tek başına yatırım güvencesi sayılamaz.
SUÇ SADECE TİLKİDE Mİ?
Şimdi gelelim meselenin en can alıcı noktasına.
Kümesin anahtarını tilkiye teslim edenlerin hiç mi sorumluluğu yok?
Elbette dolandırıcılık suçunun hukuki sorumluluğu, suçu işlediği yargı kararıyla belirlenen kişiye aittir. Ancak bir sistemin güvenlik açıklarını sorgulamak da hepimizin görevidir.
Bir mali müşavir olarak şunu çok iyi biliyorum:
Bir işletmede kasadan yüz lira eksik çıksa hesap sorulur. Bir faturanın kaydı yanlış yapılsa izah istenir. Bir beyannamenin verilmesi gecikse ceza kesilir.
Peki milyonlarca dolarlık iddiaların konuşulduğu bir dosyada, denetimin etkinliğini sorgulamayacak mıyız?
Küçük esnafın kuruşunun hesabı sorulurken, büyük paraların hareketinde aynı hassasiyetin gösterilip gösterilmediğini araştırmayacak mıyız?
Adaletin terazisi, paranın büyüklüğüne veya kişinin makamına göre değişmemelidir.
KOLAY PARA VAADİ, PAHALI BİR DERS!
Bu olayın bir başka tarafı da var.
Yüksek kazanç beklentisi...
Herkes parasının değerlenmesini ister. Ancak ekonomik hayatın değişmeyen bir gerçeği vardır:
Olağanüstü kazanç vaatleri, olağanüstü dikkat gerektirir.
Bir yatırımın riski yok denecek kadar az, getirisi ise piyasa koşullarının çok üzerindeyse orada durup düşünmek gerekir.
Çünkü finans dünyasında güvenin ölçüsü dostluk değil, belgedir.
Söz değil, sözleşmedir.
Makam değil, yetkidir.
Vaat değil, denetlenebilir işlemdir.
SON SÖZ: TAVUKLAR GİTTİKTEN SONRA BEKÇİ DEĞİŞTİRMENİN NE FAYDASI VAR?
Bizim memlekette ne yazık ki bazı şeyler hep iş işten geçtikten sonra konuşuluyor.
Paralar kayboluyor, soruşturmalar başlıyor.
Mağdurlar ortaya çıkıyor, açıklamalar yapılıyor.
Yıllar geçiyor, davalar sürüyor.
Oysa asıl başarı, suç ortaya çıktıktan sonra cezalandırmak kadar, suça fırsat veren boşlukları önceden kapatabilmektir.
Bu nedenle Türkiye'nin ihtiyacı yalnızca daha ağır cezalar değil; daha güçlü denetim, daha fazla şeffaflık ve herkese eşit uygulanan kurallardır.
Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, hangi çevrelerle ilişkisi olursa olsun...
Hiç kimse denetimin üzerinde olmamalıdır.
Ve unutmayalım:
Tilkinin tilki olması şaşırtıcı değildir. Asıl şaşırtıcı olan, tavukların güvenliğini sağlamak için tilkiye kümesin anahtarını teslim etmektir.
Sonra da kümes boşalınca şaşkınlıkla sormaktır:
“Bu tavuklar nereye gitti?”
Cevap bazen sandığımızdan çok daha yakındır.
Çünkü mesele yalnızca tavukları kimin yediği değil, kümesin anahtarını kimin, neden ve hangi güvenceyle teslim ettiğidir.
TUNA TOKUÇ
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
17 Ekim 2026



Yorumlar 0