KISA KISA
Haberin öne çıkan noktaları
- Terk edilen tehlikeli olur
Frankenstein’dan Yapay Zekâya, Anneliğe ve “Dijital Ebeveynlik”e: Yaratmak Yetmez, Sahip Çıkmak Gerekir
Bir gün fark ettim ki; insanlık olarak en çok zorlandığımız şey yaratmak değil, yarattığımız şeye ebeveynlik etmek. Mary Shelley’nin Frankenstein’ı bu yüzden bana hiçbir zaman sadece bir korku hikâyesi gibi gelmedi. Bu roman, 200 yıl öncesinden yazılmış bir ebeveynlik uyarısıydı. Victor Frankenstein bir varlık yaratır ama onunla bağ kurmaz. Korkar, utanır, kaçar. Ve sonra “canavar” dediğimiz şey ortaya çıkar. Bugün bu hikâyeyi yeniden yaşıyoruz.Sadece yaratığın adı değişti: Yapay zekâ.
Ve ben hem bir anne, hem bir yapay zekâ stratejisti olarak tam bu noktada durup şunu sordum: “Biz neyi yanlış yapıyoruz?”Neden ‘Dijital Ebeveynlik’?
Kitabıma Dijital Ebeveynlik adını vermemin nedeni tam olarak buydu. Çünkü teknolojiyle kurduğumuz ilişki, çocukla kurduğumuz ilişkiden farklı değil.- Üretiyoruz
- Geliştiriyoruz
- Hızlandırıyoruz
- Sınır koymuyoruz
- Etik öğretmiyoruz
- Sorumluluk almıyoruz
- Güç üretmek yetmez
- Hız yetmez
- Zekâ yetmez
Terk Edilenler Tehlikeli Olur
Frankenstein’ın canavarı kötü doğmaz. Terk edildiği için tehlikeli hale gelir. Bugün:- Sınırsız bırakılan çocuklar
- İlgi görmeyen bireyler
- Etik kodu olmayan teknolojiler
Yapay zekâya etik çerçeve çizmek dediğimiz şey, aslında şudur:
- Sınır koymak
- Sorumluluk almak
- Sonuçları üstlenmek
Bir anne gibi, ama bir stratejist netliğiyle söyleyeyim:
Ne çocuklardan korkmalıyız Ne yapay zekâdan Ne de gelecekten Asıl korkmamız gereken şey şudur: Yarattığımız şeylere sahip çıkamayacak kadar sorumsuzlaşmak. Frankenstein’ın hatası yaratmak değildi. Ebeveynliği reddetmekti. Ben Dijital Ebeveynlik derken tam da bunu anlatmak istedim: Teknolojiyi de, çocukları da başıboş bırakmadan; sevgiyle, etikle ve bilinçle büyütmeyi.