Haberin öne çıkan noktaları
- Manifest grubunun kurucusu ve menajeri Tolga Akış, “müstehcenlik” suçlamasıyla tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi. Akış, ifadesinde grup gelirlerinin yüzde 60’ının üyelere eşit dağıtıldığını, yüzde 40’ının ise proje giderlerine ayrıldığını söyledi.
Manifest grubunun kurucusu ve menajeri Tolga Akış’ın savcılıkta verdiği ifade tamamlandı. Savcılık, Akış’ın “müstehcenlik” suçu kapsamında tutuklanmasını talep etti. Akış, işlemlerinin ardından sulh ceza hakimliğine gönderildi.
Akış’ın ifadesinde Manifest’in kuruluş sürecinden grup üyelerinin seçimine, gelir paylaşımından sosyal medya çalışmalarına kadar çeşitli iddialara ilişkin açıklamalar yer aldı. Manifest’i kendisinin kurduğunu belirten Akış, grupta yer alan kadınları Big Five Türkiye isimli yarışma aracılığıyla seçtiğini, yarışmanın YouTube’da da devam ettiğini ifade etti.
İfade sürecindeki savunma
Hesaplarının ayrıntılı biçimde incelenmesi halinde, kendisine yurt dışından yalnızca iki kaynaktan para geldiğinin görülebileceğini söyleyen Akış, bu gelirlerin YouTube ile Spotify ve Apple gibi müzik servislerinden elde edildiğini belirtti.
Mesut Adlin ve Zeynep Sürmeli’yi (Zeybik) tanıdığını anlatan Akış, Adlin’le yaklaşık bir yıl önce çeşitli projelerde fotoğrafçı olarak çalıştığını söyledi. Adlin’in son olarak Manifest grubunun fotoğraflarını çektiğini kaydeden Akış, daha sonra bazı kadınlara yönelik taciz iddialarının gündeme gelmesi üzerine birlikte çalışmayı bıraktıklarını ve bu kararı sosyal medya üzerinden duyurduklarını aktardı.
Akış, kendi açıklamalarının ardından mağdur kadınların iddialarını daha güçlü biçimde dile getirmeye başladığını savundu. Bu gelişmelerin sonrasında Adlin’in iş bulmakta zorlandığını ve kendisine karşı kin beslemeye başladığını öne süren Akış, Adlin’in bu nedenle kendisine yönelik tutumunu sürdürdüğünü iddia etti.
Sosyal medyada yayımlanan yazışmaların eşi Gizem Akış ile Zeynep Sürmeli ve Mesut Adlin arasındaki konuşmalar olduğunu belirten Akış, söz konusu mesajların mizah amacı taşıdığını ve gerçeği yansıtmadığını savundu. Bu yazışmaların kendisini ve Manifest’i itibarsızlaştırmak amacıyla kullanıldığını öne süren Akış, mesajların yaklaşık bir veya iki yıl öncesine ait olduğunun incelemeyle anlaşılacağını söyledi. Akış ayrıca, yazışmaların sohbetin tamamı paylaşılmadan, kamuoyunda algı oluşturacak şekilde yayımlandığını iddia etti.
Akış, 6 Eylül 2025’te Küçükçiftlik Parkı’nda gerçekleşen ve daha sonra Manifest üyesi olan yedi kişinin yargılanarak Türk Ceza Kanunu’nun 225’inci maddesinin birinci fıkrası kapsamında ceza aldığı soruşturma ve kovuşturma dosyasında şüpheli olmadığını ifade etti. Söz konusu etkinlikteki dans figürlerinin kendi yönetimi altında gerçekleşmediğini belirten Akış, bu nedenle herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını savundu.
Gelir paylaşımı ve sözleşme düzeni
Manifest ile yürütülen menajerlik ilişkisindeki gelir paylaşımına da değinen Akış, toplam gelirin yüzde 60’ının grup üyeleri arasında eşit şekilde paylaştırıldığını söyledi. Geriye kalan yüzde 40’lık bölümün ise şirket tarafından Manifest projesinin giderleri için kullanıldığını belirtti.
Grup üyelerinin başka kişilerle görüşmesinin yasaklandığı yönündeki iddiayı reddeden Akış, üyelerin kendi sosyal medya hesaplarından bağımsız biçimde reklam içeren paylaşım yapamayacağı yönündeki haberlerin ise kısmen doğru olduğunu ifade etti. Bu sınırlamanın projeyi korumak amacıyla getirildiğini belirten Akış, grup üyelerinin sözleşmeye aykırı davranması halinde kazançlarıyla orantılı belirli bir cezai şart bulunduğunu, ancak bu tutarı hatırlamadığını söyledi.
Grup üyelerinin tatillerini kendisiyle yapmak zorunda bırakıldığı iddiasını da kabul etmeyen Akış, kamuoyunda paylaşılan fotoğraf ve videonun yaklaşık bir buçuk yıl önce gerçekleştirilen, hep birlikte yapılan bir günlük tatil sırasında çekildiğini anlattı.
Üyelerin hastalıklarına rağmen baskıyla sahneye çıkarıldığı iddiasına da karşı çıkan Akış, Yenikapı konser alanında Hilal isimli grup üyesinin kendi isteğiyle sahneye dönmek istemesine rağmen, iki doktordan açık onay almadan yeniden sahneye çıkmasına izin vermediğini belirtti. Bu karar nedeniyle konserin yaklaşık 30 dakika uzadığını söyleyen Akış, Hilal’e birçok kez isterse sahneye çıkmak zorunda olmadığını ifade ettiğini ve bu süreçte sürekli yanında bulunduğunu aktardı.
Akış, popüler bir sanatçının ayda 20 ila 25 konser verebildiğini, Manifest’in ise grup olarak yılda 20 konsere çıktığını söyledi. Konserlere giderken grubun yanında her etkinlikte doktor, psikolog ve fizyoterapistin bulunduğunu da ifade etti.
PR iddiaları ve Netflix projesi
Basında yer alan yapay PR çalışmalarıyla ilgili iddiaları reddeden Akış, trol ve bot hesaplarıyla herhangi bir bağlantılarının olmadığını savundu. Bu hesaplarda yapılan paylaşımların kendi fan kitleleri tarafından gerçekleştirildiğini belirtti.
Netflix’e başlangıçta Manifest grubu için bir dizi projesi hazırlamak amacıyla başvurduklarını anlatan Akış, platform yetkililerinin yaptığı değerlendirme sonucunda grup hakkında diziden ziyade belgesel hazırlanmasının daha fazla ilgi göreceğini söylediğini aktardı. Bunun üzerine belgesel fikrini benimsediklerini ve çalışmalara başladıklarını belirten Akış, amaçlarının Netflix’in küresel erişim gücünden yararlanarak Manifest’i dünya genelinde tanıtmak olduğunu dile getirdi.
Akış, hiçbir zaman kişisel hesaplarını suç gelirlerini aklamak amacıyla kullanmadığını da söyledi. Gözaltına alındığı sırada telefonunun şifresini kendi isteğiyle teslim ettiğini belirten Akış, telefonunun ve banka hesaplarının incelenmesi halinde verdiği bilgilerin doğruluğunun ortaya çıkacağını savundu.
Manifest grubuyla ilgili İstanbul 49. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 12 Aralık 2025’te verdiği karara itiraz etmediklerini de ifade eden Akış, savunmasının sonunda “Suçsuzum, üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum” dedi.



Yorumlar 0