KISA KISA

Haberin öne çıkan noktaları

  • Çocuklukta kendiliğinden kurulan arkadaşlıklar, yetişkinlikte değişen ihtiyaçlar, sınırlı zaman ve farklı hayat deneyimleri nedeniyle daha fazla emek istiyor. Bazen bir dostluğu sürdürmek, bazen de bitirmek; vefa, seçicilik ve kendini koruma arasında zor bir denge kurmayı gerektiriyor.

Martin McDonagh imzalı The Banshees of Inisherin filmi, insanın anlamlandırmakta zorlandığı bir arkadaşlık kopuşuyla açılır. İrlanda’daki küçük bir adada yaşayan Pádraic, her zamanki alışkanlığıyla arkadaşı Colm’u birlikte bir şeyler içmeye davet etmek için evine gider. Ancak Colm bu kez onunla gelmek istemez. Pádraic, ortada bildiği bir tartışma, kırgınlık ya da ihanet bulunmadığı için bu tavrın nedenini çözmeye çalışır. Sonunda Colm, Pádraic’e artık onunla arkadaşlık yapmak istemediğini açıkça söyler. Bir gün süren dostluk, ertesi gün ortadan kalkmıştır. Bu durum, bir arkadaşlığın tek gecede nasıl sona erebileceği sorusunu gündeme getirir.

Böyle bir reddediliş karşısında insanın ilk yaptığı şey çoğu zaman hatayı kendisinde aramaktır. “Nerede yanlış yaptım, onu neyle kırdım?” soruları zihni meşgul eder. Belki telafi edilebilecek bir davranış, özür dilenebilecek bir söz ya da düzeltilebilecek bir yanlış vardır. Pádraic de aynı ihtimalin peşine düşer. Fakat Colm’un yanıtı, bir kavganın ardından duyulabilecek sözlerden daha ağırdır: Ona kızgın değildir; yalnızca bundan sonra zamanını onunla geçirmek istemiyordur.

Bu açıklama, yaşananı kabullenmeyi daha da güçleştirir. Çünkü ortada özür gerektiren bir kavga veya telafi edilecek belirgin bir hata yoktur. Böylece daha geniş bir soru ortaya çıkar: Bir insanın sizinle eskisi kadar yakın olmak istememesi için mutlaka kötü bir olay yaşanması gerekir mi?

Çocuklukta Kendiliğinden Kurulan Dostluklar

Çocukluk döneminde arkadaşlık kurmak için kapsamlı bir seçim yapmaya ihtiyaç duyulmaz. Aynı sırada oturmak, aynı apartmanda yaşamak ya da teneffüste aynı oyuna katılmak, iki çocuğun arkadaş olması için yeterli olabilir. O yıllarda insanlar birbirlerini bugün olduğu gibi geçmiş deneyimleri, ihtiyaçları ve beklentileri üzerinden değerlendirmez.

Okul, mahalle ve daha sonra üniversite, arkadaşlarla aynı ortamda bulunmayı doğal biçimde sağlar. Gün içinde yalnızca önemli olayları değil, gündelik ayrıntıları da paylaşmak mümkündür. Birlikte geçirilen zaman özel olarak planlanmadığı için ilişkiler, hayatın olağan akışı içinde kendiliğinden beslenir.

Yetişkinliğe Geçişle Birlikte Değişen Yakınlık

Yetişkinlikte ise yeni birine yaklaşırken geçmiş ilişkilerden edinilen deneyimler de sürece dahil olur. Yalnızca ihtiyaç duyduğunda arayan insanları daha çabuk fark ederiz. Sevinçlerimizi küçümseyen, her konuşmayı rekabete dönüştüren veya bizi sürekli belirli bir role iten ilişkiler yaşamışsak benzer işaretlere eskisi kadar uzun süre katlanmayız. Geçmişte yaşadıklarımız, kimlere yaklaşacağımız konusunda bizi daha seçici hale getirir.

Ancak değişen yalnızca ilişki kurma biçimimiz değildir. Yıllar geçtikçe neye güldüğümüz, neyi merak ettiğimiz ve saatlerce hangi konular üzerinde konuşabildiğimiz de farklılaşır. Bir dönem sabaha karşı üçe kadar sohbet ettiğimiz biriyle yıllar sonra buluştuğumuzda, ilk yarım saati eski anıları hatırlayarak geçirebilir; ardından konuşacak konu bulamayarak sessizliğe düşebiliriz. Bu tabloda taraflardan biri mutlaka büyük bir yanlış yapmış değildir. Sevgi de tamamen ortadan kalkmamış olabilir. Yine de geçmişte kurulan bağ, bugün aynı yoğunlukta bir yakınlık yaratmaya yetmeyebilir.

Hayatlarımız birbirinden uzaklaştıkça birbirimizi anlamak daha fazla çaba gerektirir. Yeni boşanmış bir arkadaşın akşam eve döndüğünde karşılaştığı sessizlikle, iki küçük çocuğun sorumluluğu arasında günü tamamlamaya çalışan bir arkadaşın aradığı sessizlik aynı anlamı taşımaz. Biri yalnız kalmaktan endişe ederken diğeri birkaç dakika tek başına kalabilmek için kapısını kapatmak isteyebilir. Her ikisi de yorulsa da yorgunluklarının kaynağı farklıdır. Yakınlık, belki de tam burada sınanır: Karşımızdaki kişinin bugün yaşadıklarını yalnızca kendi deneyimlerimizin ölçüsüyle değerlendirmeden merak edebiliyor muyuz?

Yıllar Sonra Eski Dostluklarla Yeniden Karşılaşmak

Uzun süredir hayatımızda olan arkadaşlar, geçmişimize dair güçlü bir hafızaya sahiptir. Hangi ilişkinin ardından ne kadar dağıldığımızı, ailemizle hangi sorunları yaşadığımızı bilirler. Bu durum özel bir rahatlık yaratır; çünkü eski dostluklar, kendimizi her defasında baştan anlatmak zorunda kalmadığımız nadir alanlardan biridir.

Fakat birini uzun yıllardır tanıyor olmak, onu bugün de aynı ölçüde tanıdığımız anlamına gelmez. Yıllarca grubun neşesini taşıyan kişi artık herkesi eğlendirmek istemeyebilir. Herkesi dinleyen arkadaş, bir süre sonra kendisinin de dinlenmeye ihtiyaç duyduğunu fark edebilir. Dostluklarda zaman içinde fark edilmeden çeşitli roller oluşur: Biri toparlayan, biri dağılan; biri anlatan, diğeri dinleyen taraf olur. Bu düzen uzun süre devam ettiğinde, arkadaşımızın karakterinin bir parçası sandığımız davranışların aslında bizimle ilişkisinde üstlendiği role bağlı olduğunu gözden kaçırabiliriz. Rol değiştiğinde ise sıkça “Sen eskiden böyle değildin” cümlesi duyulur.

“Sen değiştin” derken özlenen şey her zaman arkadaşın eski kişiliği olmayabilir. Bazen özlediğimiz, onun hayatında eskiden sahip olduğumuz yerdir. Daha önce kararlarını bize danışan birinin artık kendi seçimlerini yapması ya da zor zamanlarında ilk olarak bizi arayan bir arkadaşın hayatında başka yakınlıkların oluşması, bizde kayıp duygusu yaratabilir.

Öte yandan, değişen tarafın kendimiz olması bizi otomatik olarak haklı çıkarmaz. “Ben geliştim, onlar yerinde saydı” düşüncesi, insanın kendisini rahatlatmak için kurabileceği anlatılardan biridir. Eski bir arkadaşın “Sen değiştin” demesi, kimi zaman bizi eski halimize döndürme isteğinden kaynaklanabilir. Ancak bazen de yeni çevremizin söylemeye cesaret edemediği bir gerçeği dile getiriyor olabilir. Geçmişimizi bilen insanlara ihtiyaç duyarız; fakat onların bizi geçmişteki kimliğimize mahkûm etmesini istemeyiz. Birbirimizi bugünkü halimizle yeniden tanıyamadığımızda geriye, bir zamanlar bizi bir araya getiren ortak geçmiş kalır.

Bugün İlişkilerde Sınır Arayışı

Uzun zamandır tanıdığımız bir kişinin hayatımızda olması, arkadaşlığı sürdürmek için tek başına yeterli değildir. Son yıllarda ilişkileri tanımlarken “Bana iyi gelmiyor”, “Sınırlarımı koruyorum” veya “Bu ilişki beni beslemiyor” gibi ifadeleri daha sık kullanıyoruz. Bu yaklaşımın ortaya çıkmasının bir nedeni var. İnsan, sırf çocukluğundan beri tanıdığı için kendisini aşağılayan, kullanan ya da mahremiyetine saygı göstermeyen biriyle arkadaş kalmak zorunda değildir.

Yine de bir dostluğun her zaman iyi hissettirmesi gerekip gerekmediği ayrı bir sorudur. Uzun ilişkilerde iki kişi her dönemde aynı duygusal noktada bulunmayabilir. Boşanmış bir arkadaş aylar boyunca aynı meseleye dönebilir. Yas yaşayan biri, bir süre kendi hayatımızla eskisi kadar ilgilenemeyebilir. Dostluk, her akşam hesabı kapatılan bir kasa gibi sürekli dengede tutulması gereken bir alışveriş değildir.

Bir arkadaşın bizi hayal kırıklığına uğratmasıyla sürekli zarar vermesi aynı anlama gelmez. Her anlaşmazlığı “sınır ihlali”, her zor kişilik özelliğini “toksiklik”, her mutsuz dönemi de “negatif enerji” olarak adlandırmak, arkadaşlığın olağan pürüzlerine tahammül etmeyi güçleştirebilir. Bizi seven bir kişi, verdiğimiz her kararı onaylamak veya her düşüncemizi desteklemek zorunda değildir.

Bu noktada vefa kavramının anlamı da yeniden düşünülmelidir. Yılların hatırı için kötü muameleye katlanmak vefa sayılmaz. Ancak karşımızdaki kişiyi yalnızca o gün bizi ne kadar iyi hissettirdiğine göre değerlendirmemek de dostluğun bir parçasıdır. Bazen hastane koridorunda beklemek, bazen de arkadaşımızın yüzüncü kez anlattığı derdi yüz birinci kez dinlemek gerekir. Kendimizi korumayı öğrenmek önemlidir; fakat bunu yaparken arkadaşlığın zaman zaman zahmetli olmasına ne kadar alan açacağımızı da ayırt etmemiz gerekir.

Yetişkinlikte Arkadaşlığı Sürdürmek İçin Harcanan Emek

Yetişkinlikte arkadaşlığın zorluğu, onu hayatın yoğunluğu içinde canlı tutabilmekle de ilgilidir. Çocukluk ve gençlik dönemlerinde okul, mahalle veya üniversite insanları zaten aynı yerde buluşturur. Yetişkinlikte ise çoğu zaman birbirimize hayatımızın yalnızca özetini anlatırız. Bir arkadaşın başından geçenleri bilmek, onun gündelik hayatının içinde bulunmakla aynı şey değildir.

Kansas Üniversitesi’nde görev yapan Jeffrey Hall’un 2018 yılında yayımlanan arkadaşlık araştırması, yakınlığın oluşması için zaman gerektiğini ortaya koyar. Araştırmaya göre gündelik bir arkadaşlık düzeyine ulaşmak yaklaşık 40 ila 60 saatlik birliktelik ister. Arkadaşlık aşaması için gereken süre 80-100 saate çıkarken yakın arkadaşlık için 200 saati aşan bir beraberlik gerekir.

Yetişkinlikte bu zamanı yaratmak kolay değildir. “Bir ara görüşelim” derken iki taraf da gerçekten buluşmak istiyor olabilir; ancak söz konusu “bir ara” aylar boyunca gerçekleşmeyebilir. “Altı ay görüşmesek bile kaldığımız yerden devam ederiz” düşüncesi ilişkide güven duygusu yaratır. Bununla birlikte aynı güven, zaman zaman ihmali meşrulaştıran bir bahaneye de dönüşebilir.

Emek harcamak, sürekli buluşmak veya her gün mesajlaşmak anlamına gelmez. Bir arkadaşın önemli bir görüşmesinin nasıl sonuçlandığını sormak, annesinin ameliyatından sonra onu aramak ya da “Geçen gün anlattığın mesele ne oldu?” demek, bazen uzun bir sevgi konuşmasından daha güçlü bir ilgi göstergesidir.

Ancak çaba sürekli tek bir kişiden gelirse yakınlık zamanla bir göreve dönüşür. Arayan, buluşma planını yapan ve küslüğü sona erdirmeye çalışan hep aynı kişiyse, ilişkinin tüm yükünü onun taşıdığı bir düzen ortaya çıkar. Çocukken hayat bizi aynı bahçeye kendiliğinden çıkarırken, yetişkinlikte birbirimizin kapısını biraz da kendi isteğimizle çalmak zorundayız.

Bugünün Kırgınlıklarını Konuşabilmek

Uzun süreli arkadaşlıklarda yakınlık kadar anlaşmazlıkların nasıl yaşandığı da belirleyicidir. Kırıldığımızı söylemek gerekir; fakat bunu hangi dille yaptığımız da önem taşır. Her rahatsızlığını suçlamaya dönüştüren ve sürekli karşısındakini hatalı ilan eden biriyle konuşmak zaman içinde yorucu hale gelir. Bunun tersi de yaşanabilir: Bir arkadaşımıza kırıldığımızı söylediğimizde o kişi hemen savunmaya geçip karşı saldırıda bulunabilir. O zaman konuşularak çözülebilecek bir mesele, arkadaşlığın bütün hesabının görüldüğü bir çatışmaya dönüşür.

Her kırgınlıkta kimin haklı olduğunu kesin olarak belirlemeye çalışmak, bazen haklı çıkmamızı sağlasa da arkadaşlığı korumaya yetmeyebilir. Bazı dostluklar tek bir büyük olay nedeniyle değil, sorunları konuşmayı ve sonrasında ilişkiyi onarmayı başaramadığımız için yavaş yavaş çözülür.

Romantik ilişkilerde olduğu gibi arkadaşlıkların sona ermesi için herkesçe bilinen, yerleşmiş bir ayrılık dili bulunmaz. İnsanlar çoğu zaman “Artık arkadaş olmak istemiyorum” demek yerine telefon görüşmelerini azaltır, buluşmaları erteler ve mesafeyi adım adım artırır. Taraflardan biri sessizce geri çekilirken diğeri neyin sona erdiğini ancak çok daha sonra anlayabilir.

Bu nedenle Colm’un tavrında rahatsız edici bir açıklık vardır. Colm, acımasız görünse de Pádraic’e arkadaşlığı bitirmek istediğini doğrudan söyler. Ne var ki bu açıklık, Pádraic’in çaresizliğini ortadan kaldırmaz. Pádraic özür dileyebileceği veya düzeltebileceği bir hata arar; fakat böyle bir hata bulamaz. Bir nedenin varlığını bilmek, o nedeni kabullenebilmeyi sağlamaz.

Geleceğe Bakarken: Seçicilik ve Yalnızlık

Bütün bu zorluklara rağmen herkesin her arkadaşlığı sürdürme zorunluluğu yoktur. Yıllar geçtikçe sosyal çevrenin küçülmesi, tek başına hayatın kötüye gittiğini göstermez. Laura Carstensen’ın sosyo-duygusal seçicilik kuramı, zamanın sınırsız olmadığını daha güçlü biçimde hissettikçe insanın kendisi için anlam taşıyan ilişkilere daha fazla yer ayırabildiğini söyler. Bu nedenle yalnızca uzun zamandır hayatımızda olduğu için her tanışıklığı devam ettirmek istemeyebiliriz.

Colm’un kararı ilk bakışta bu yaklaşımı andırır. Kalan zamanını Pádraic’le geçirmek yerine müziğine ayırmayı seçer. Ancak arada önemli bir fark bulunur: Colm sıradan bir tanışıklığı değil, en yakın arkadaşını hayatından çıkarmaktadır. Film, seçiciliğin hangi noktada hem karşımızdaki kişiyi hem de kendimizi yaralayan bir katılığa dönüşebileceğini de gösterir. Colm, kararından vazgeçmemek uğruna kendi parmaklarını keser.

Seçiciliğin zor tarafı, insana son derece ikna edici açıklamalar sunabilmesidir. “İnsanları hemen çözüyorum”, “Artık kimseye tahammülüm kalmadı” veya “Benim zaten iki gerçek dostum var” derken bu düşüncelerin ne kadarının kendimizi tanımaktan, ne kadarının da kimseyi fazla yakınımıza almamaktan kaynaklandığını anlamak her zaman kolay değildir.

Üstelik kusursuz uyum beklentisi de ilişkileri daraltabilir. Bizim kadar duyarlı olan, gerektiğinde yanımızda duran fakat bizi bunaltmayan; dürüst davranan ama hiçbir zaman incitmeyen bir arkadaş arayışı, gerçek insanların taşıyabileceğinden uzun bir liste oluşturabilir. Liste uzadıkça herhangi bir insanın bu ölçütlerin tamamına uyması güçleşir.

Hayatımızdan ayrılan herkes hakkında aynı açıklamayı yapıp yapmadığımıza bakmak da önemlidir. Eğer çevremizden uzaklaşan herkesin bencil, vefasız veya çıkarcı olduğuna inanıyorsak, ilişkilerimizde tekrar eden davranışları da incelemek gerekir.

Kiminle yakın kalacağımızı seçme hakkımız vardır ve bazı arkadaşlıkların süresi gerçekten dolabilir. Fakat dostluk yalnızca doğru insanları seçme meselesi olsaydı hayat çok daha kolay olurdu. Asıl mesele, seçtiğimiz insanların kusurlarına, zor dönemlerine, değişimlerine ve zaman zaman bizi hayal kırıklığına uğratmalarına ne kadar yer açabildiğimizle ilgilidir.

Her uzaklaşma bir kayıp olmadığı gibi, her ilişkide kalmak da vefa anlamına gelmez. Ancak kendimizi korumayı bütün ilişkilerin temel ilkesine dönüştürürsek, sonunda son derece özenle seçilmiş bir çevremiz olabilir. Yalnız, o çevrenin içinde kimse kalmama ihtimali de vardır.

The Banshees of Inisherin filmine ait görselin kredisi IMDB olarak belirtilmiştir.

Yorumlar 0

0/1000
Yorumlar yükleniyor...