Haberin öne çıkan noktaları
- Üç çevre örgütü, yapışmaz Tefal tavalarında kullanılan PFAS türü PTFE nedeniyle Groupe SEB’e üç ay içinde bu kimyasallardan çıkış planı açıklaması için süre verdi. Örgütler, şirketin taahhütte bulunmaması halinde hukuki sürecin davaya dönüşebileceğini belirtiyor.
Fransız mutfak gereçleri üreticisi Groupe SEB, bazı yapışmaz Tefal tavalarında PFAS kullanmayı sürdürdüğü gerekçesiyle üç çevre kuruluşunun hukuki uyarısıyla karşı karşıya kaldı. ClientEarth, Générations Futures ve Notre Affaire à Tous, şirketten PFAS kullanımını aşamalı biçimde sonlandıracağını kamuoyu önünde açıklamasını istedi. Groupe SEB’in bu yönde üç ay içinde taahhüt vermemesi durumunda sürecin davaya taşınabileceği bildirildi.
İnsan yapımı, çevrede uzun süre kalan ve kamuoyunda “sonsuz kimyasallar” adıyla anılan PFAS’lara ilişkin bu girişim, Avrupa Birliği’nde 2027’de yürürlüğe girmesi beklenen kapsamlı düzenleme tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde geldi. Çevre örgütleri, Groupe SEB’in söz konusu maddelere yaklaşımını “eskimiş ve yetersiz” buluyor ve şirketin Fransız kurumsal sorumluluk yasası kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmediğini savunuyor.
ClientEarth çevre hukuku uzmanı Hélène Duguy, PFAS kullanımından yalnızca bu kimyasalları üreten şirketlerin sorumlu tutulmasının yeterli olmayacağını belirtti. Duguy, tedarik zincirinin son aşamasında PFAS kullanan şirketlerin de PFAS içermeyen bir pazarın uygulanabilir olduğunu ortaya koyması gerektiğini söyledi.
Groupe SEB ise yöneltilen suçlamalara ilişkin açıklamasında konuyu inceleyeceğini ve gerekli görülmesi halinde yasal çerçeveye uygun bir yanıt vereceğini bildirdi. Şirket, Tefal mutfak ürünlerinde kullanılan PFAS türünün PTFE olduğunu belirterek faaliyetlerini ilgili kamu kurumlarının düzenli denetimi altında yürüttüğünü kaydetti. Groupe SEB ayrıca çalışmalarının, sanayi faaliyetlerine uygulanabilen Fransız ve Avrupa mevzuatına tamamen uygun olduğunu savundu.
Üç kuruluşun resmi ihtar göndermesi, doğrudan dava açıldığı anlamına gelmiyor. Ancak ClientEarth’ün açıklamasına göre Groupe SEB’in önündeki üç aylık süre içinde PFAS kullanımını kademeli olarak bırakacağına dair açık bir kamu taahhüdü vermemesi halinde hukuki süreç mahkemeye taşınabilecek.
Örgütlerin itirazlarının merkezinde, şirketin Fransız yasaları uyarınca hazırladığı son özen yükümlülüğü planı bulunuyor. Çevre grupları, bu yasal belgede PTFE’nin “güvenli” olarak sınıflandırıldığını, böylece bu maddeden kaynaklanabilecek risklerin kabul edilmediğini ve riskleri azaltmaya yönelik önlemlerin değerlendirmeye alınmadığını ileri sürüyor.
PTFE, ticari adıyla Teflon, suya, lekeye ve yağa karşı dayanıklılığı nedeniyle tencere ve tavalar başta olmak üzere çok sayıda üründe kullanılan özel bir PFAS türü. PFOS ve PFOA gibi kanserojen ya da potansiyel olarak kanserojen kabul edilen bazı diğer PFAS bileşikleriyle karşılaştırıldığında, PTFE’nin doğrudan kansere yol açtığını gösteren bir kanıt bulunmuyor. Buna rağmen çevre örgütleri, maddenin üretiminden kullanım sonrasındaki bertarafına kadar bütün süreçte değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.
Groupe SEB, Temmuz 2025’te de üç Fransız çevre kuruluşunun açtığı davayla karşı karşıya kalmıştı. Çok uluslu şirkete yöneltilen şikâyet, Tefal’in yapışmaz kaplamalarını “güvenli” şeklinde tanıttığı bir reklam kampanyasına dayanıyordu. Örgütler, bu kampanyanın PTFE’nin yol açabileceği riskleri olduğundan daha önemsiz gösterdiğini ve tüketicileri yanıltıcı ticari uygulama niteliği taşıdığını iddia etti.
Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde çevresel kimya profesörü olarak görev yapan Hans Peter Arp, PTFE’nin kendisinin zehirli olmadığını söyledi. Ancak Arp’a göre üretim aşamasında ve ürünlerin atık olarak bertaraf edilmesi sırasında zehirli PFAS bileşikleri ortaya çıkabiliyor.
Özellikle PTFE içeren ürünlerin yakılarak imha edilmesi, tehlikeli kimyasalların çevreye yayılmasına neden olabiliyor. Arp, PTFE ürünlerinin evlerde yaygın biçimde bulunduğunu ve kendisinin de bu ürünleri kullandığını belirterek, evini doğrudan kirletmese bile PTFE’nin üretildiği bölgeyi veya ürünün gelecekte gönderilebileceği depolama alanını kirletmiş olabileceğini ifade etti.
Hélène Duguy ise Groupe SEB’in göz ardı ettiğini söylediği konunun, PFAS kullanımının yalnızca ürünün tüketiciye ulaştığı aşamayla sınırlı olmayan geniş etkileri olduğunu vurguladı. Duguy, PTFE gibi bir PFAS’ın oluşturduğu riskleri anlamak için üretim, tedarik, kullanım ve atık aşamalarının tamamını kapsayan değer zincirine bakılması gerektiğini belirtti.
Avrupa Birliği’nde PFAS konusu son yıllarda en yoğun tartışılan çevre ve kimya politikası başlıklarından biri haline geldi. Brüksel, günlük tüketici ürünlerinde “sonsuz kimyasalların” kullanımını yasaklamaya hazırlanırken savunma ve sağlık gibi kritik sektörlere belirli istisnalar tanınması gündemde. Sanayi birlikleri ve lobiciler ise düzenlemenin mümkün olduğunca geniş muafiyetler içermesi için çalışmalarını sürdürüyor.
Kimya sektöründeki müşterileri temsil eden Forward Global danışmanlık şirketinde görev yapan lobici Simon Terwagne, PFAS dosyasının son beş yılda ele aldığı açık ara en büyük konu olduğunu söyledi. Terwagne, PFAS’a maruziyetin azaltılmasının mantıklı bir hedef olduğunu ancak bunun mümkün olan en ölçülü ve orantılı yöntemlerle gerçekleştirilmesi gerektiğini savundu.
Avrupa Komisyonu’nun resmi düzenleme teklifini 2027’nin başlarında açıklaması bekleniyor. Teklifin hazırlanmasında, Avrupa Kimyasallar Ajansı’nın Aralık ayında yayımlaması öngörülen nihai raporun belirleyici olması bekleniyor. Ajans, Mart 2026’da yaptığı açıklamada PFAS’ların insanlar ve çevre açısından giderek büyüyen riskler oluşturduğunu bildirmiş, alternatiflerin bulunmadığı alanlarda bazı istisnalar uygulanması şartıyla birlik genelinde geniş kapsamlı bir yasak çağrısında bulunmuştu.
PTFE içeren mutfak gereçleri bakımından ise alternatif malzemelerin mevcut olduğu belirtiliyor. PFAS içermeyen dökme demir, tavalar ve diğer mutfak eşyalarının üretiminde kullanılabiliyor. Groupe SEB’in hâlihazırda dökme demir ürünler ürettiğine dikkat çeken Duguy, şirketin geçiş planını şimdiden hazırlamaya başlaması gerektiğini söyledi.
Duguy, çevre örgütlerinin Groupe SEB’den PTFE kullanımını ertesi gün tamamen bitirmesini istemediğini vurguladı. Taleplerinin, şirketin geçiş sürecini planlaması, çalışanları için bir “B planı” oluşturması ve mevzuata uyumun güvence altına alınması olduğunu belirtti.
Fransa, 2026’nın başında alternatifleri bulunan PFAS içeren ürünlerin satışını, üretimini ve ithalatını yasakladı. Yasanın ilk taslağında yapışmaz sos tencerelerinin de yasak kapsamına alınması öngörülüyordu. Ancak Fransız üretici Tefal’in yoğun lobi faaliyetleri yürüttüğüne ilişkin haberlerin ardından bu hüküm nihai metinden çıkarıldı.
PFAS konusunda ClientEarth daha önce de hukuki girişimlerde bulunmuştu. Örgüt, yılın başında Belçika’ya karşı, ülke genelindeki yaygın PFAS kirliliğiyle mücadelede başarısız olduğu gerekçesiyle insan hakları temelli bir şikâyet sundu.
Hélène Duguy, PFAS’ların küresel çevre krizinin sembollerinden birine dönüştüğünü söyledi. Duguy, bu maddelerin kısa vadeli kâr uğruna uzun vadeli yan etkilerin kabul edilmesini temsil ettiğini ifade etti.
PFAS’lar 20. yüzyılın ilk yarısında kimya sanayisi tarafından geliştirildi. Bu maddeler günümüzde bazı yağmurluklarda, gıda ambalajlarında ve hijyenik pedlerde dahil olmak üzere çok sayıda üründe kullanılıyor. Çevreden uzaklaştırılmaları zor olan PFAS’lar insan sağlığı üzerinde zararlı etkilere yol açabiliyor. Büyük kimya şirketleri 3M ve DuPont’un ise bu maddelerin kalıcılığı ve sağlık açısından oluşturduğu riskleri yıllar boyunca bildikleri halde kamuoyundan gizlediği belirtildi.
PFAS kirliliği Avrupa genelinde özellikle yaygın bir sorun olarak öne çıkıyor. 2023’te yürütülen sınır ötesi bir araştırma projesi, kıta genelinde PFAS’la kirlenmiş yaklaşık 23 bin bölge bulunduğunu tahmin etti.
Bu yılın başında içme suyundaki PFAS varlığına ilişkin Avrupa Birliği çapındaki yükümlülükler de yürürlüğe girdi. Buna göre üye ülkeler, sulardaki PFAS seviyelerini düzenli olarak izlemek ve elde edilen sonuçları Avrupa Komisyonu’na bildirmek zorunda. Sınır değerlerin aşılması halinde ülkelerin PFAS yoğunluğunu azaltmak ve halk sağlığını korumak için önlem alması, ayrıca kamuoyunu sonuçlar hakkında bilgilendirmesi gerekiyor.
Uzmanlar bu düzenlemeyi olumlu bir adım olarak değerlendiriyor ancak yaklaşımın PFAS sorununu kaynağında önlemekten çok ortaya çıkan belirtileri gidermeye odaklandığı uyarısında bulunuyor. Eleştirilere göre düzenleme, PFAS’ların üretilmesini, piyasaya sürülmesini veya çevreye salınmasını doğrudan sınırlamak yerine su kaynaklarındaki mevcut kirliliğin izlenmesine ağırlık veriyor.


Yorumlar 0