Haberin öne çıkan noktaları
- Aria Aber, Ömer Açık ve Murat Çelik’in romanları; göçmenlik, kardeşlik, doğayla ilişki ve yas gibi temaları farklı anlatı biçimleriyle ele alıyor. Üç eleştiri, kitapların karakterlerine ve okura açtığı dünyalara yakından bakıyor.
Bu haftanın kitap seçkisinde üç farklı roman öne çıkıyor: Aria Aber’in Şirin Etik çevirisiyle İthaki Yayınları’ndan çıkan İyi Kız adlı eseri, Ömer Açık’ın Günışığı Kitaplığı tarafından yayımlanan Arıları Kaçırmak romanı ve Murat Çelik’in Yapı Kredi Yayınları etiketi taşıyan Hâlâ Birinin Özür Dilemesini Bekliyorum adlı kitabı. Burak Görün, Şara İlik ve Behçet Çelik’in değerlendirmeleri bu eserlerin kimlik arayışından kardeşliğe, doğa duyarlılığından yas duygusuna uzanan farklı yönlerini inceliyor.
Kimlik, göçmenlik ve yasın izinde
Burak Görün’ün Aria Aber’in İyi Kız romanına ilişkin değerlendirmesi, çağdaş dünya edebiyatında giderek daha geniş yer bulan kendini tanıma ve kimliğini keşfetme anlatılarına dikkat çekiyor. Özkurmacanın sağladığı yenilik duygusuyla bu alanda eser veren yazarların sayısı artarken, büyüme hikâyeleri de çoğunlukla kişinin kendini bulma çabasının etrafında şekilleniyor.
Bu türde Edouard Louis ve Annie Ernaux gibi yazarlar yaşantılarını doğrudan anlatıya taşıyabiliyor; Ben Lerner ile Rachel Cusk ise benzer malzemeyi kurmaca içinde işleyebiliyor. Şiirsel anlatımın öne çıktığı örnekler de bulunuyor. Görün’e göre bu eserler cesaretleri ve özgünlükleriyle okurda iz bırakırken genç yazarları da yazmaya teşvik ediyor.
Şirin Etik’in çevirisiyle yayımlanan İyi Kız, aynı edebî çizgide yer alsa da şiirsel anlatımıyla okuru romanın akışına çekiyor. Böylece okur, eseri yalnızca otobiyografik izler ya da başkahramanın kimlik arayışı üzerinden okumak yerine anlatının içinde ilerliyor.
Romanın merkezinde, 19 yaşındaki Nilab Haddadi bulunuyor. Afgan göçmeni bir doktor çiftin kızı olan Nilab, annesinin ansızın ölmesinin ardından kendisini büyük bir boşluğun içinde buluyor. Nila diye anılmayı tercih eden genç kadın, yaşının da etkisiyle bir geçiş döneminden geçerken aidiyet ve arayış meseleleriyle yüzleşiyor.
Aber, Berlin yaşamına ilişkin pek çok unsuru anlatının farklı noktalarına yerleştiriyor. Göçmenlik, yeraltı eğlence ortamı, partiler, arkadaşlık ilişkileri, siyaset, edebiyat ve güzellik algısı romanın dünyasını kurarken yas, bu temaların merkezinde duruyor.
Nila, içini kaplayan kederden uzaklaşmak için müziğin ve renkli eğlence hayatının içine giriyor. Ancak Amerikalı yazar Marlowe Woods’la tanışması, bu çabayı daha da karmaşık hâle getiriyor. Nila’dan hayli büyük olan Marlowe, bağımlılığa yakın bir yaşam sürüyor ve manipülatif tavırlar sergiliyor. İkili inişli çıkışlı bir ilişkiye başlarken Nila’nın iç dünyasındaki çalkantı da dışa vuruyor; genç kadın uyuşturucu kullanılan partilerde ve eğlence ortamlarında giderek kayboluyor.
“Kendimi hiçbir zaman dünyada evimdeymiş gibi hissetmedim,” diyen Nila, hayatına bir amaç bulmaya çalışırken göçmenliğin köklü sızısını da taşıyor. Aradığı şey yalnızca yaşamına yön verecek bir hedef değil; derinlerde hissettiği bir eve ait olma arzusu da bu arayışın parçası.
Kardeşlik ve doğa ekseninde bir macera
Şara İlik’in değerlendirdiği Ömer Açık imzalı Arıları Kaçırmak, arıcılığı merkeze alırken bilim, doğa, aile, kardeşlik, dayanışma ve merak gibi konuları bir araya getiriyor. Günışığı Kitaplığı’ndan geçtiğimiz günlerde çıkan roman, çocuk okurlara sürükleyici bir maceranın yanı sıra üzerinde düşünebilecekleri geniş bir anlatı dünyası sunuyor.
Hikâyenin başkişileri, birbirlerine hiç benzememeleriyle övünen ikizler Leyla ve Taylan. Ailelerinin karşılaştığı talihsiz olayların ardından onlara destek olmak için harekete geçen kardeşler, kısa süre içinde farkında olmadan karanlık bir suç örgütünün karmaşık ilişkiler ağına dâhil oluyor.
Leyla ile Taylan’ın ikiz olmalarına rağmen birbirlerinin kopyası olmamaları, karakterlerini belirleyen temel özelliklerden biri. Disiplinli olan ve kontrolü elinde tutmayı isteyen Leyla’nın karşısında hayalperest, sakar ve daha çocuksu Taylan yer alıyor. Macera ilerledikçe bu farklılıklar bir engel olmaktan çıkıyor; kardeşler birbirlerinin eksik taraflarını tamamlayarak birlikte güçleniyor.
Roman, bu karakter karşıtlığı üzerinden aynı ailede büyüyen çocukların birbirinden farklı özellikler geliştirebileceğini gösteriyor. Ayrıca bir kardeşin güçlü yanının diğerinin ihtiyaç duyduğu desteğe dönüşebileceğini anlatarak kardeşlik temasına farklı bir bakış getiriyor. Refik Amca da yetişkinlerin maceranın dışında durduğu yönündeki alışılmış kalıbı kırıyor ve çocuklarla birlikte olayların içine giriyor.
Arıları koruma düşüncesiyle başlayan doğa teması, insanların doğadan ayrı düşünülemeyeceğini vurguluyor. Çocuklar hikâye boyunca bilimsel merak ve araştırma amacıyla bile olsa doğadan yararlanmanın sınırları üzerine düşünmeye yöneliyor.
Parçalı anlatı ve genişleyen yas
Behçet Çelik, Murat Çelik’in Hâlâ Birinin Özür Dilemesini Bekliyorum romanını değerlendirirken kitabın başında epigraf olarak kullanılan Bilge Karasu sözlerinin anlatının yapısına dair bir ipucu verdiğini belirtiyor: “Fotoğraflar biriktikçe öncelik-sonralık dediğimiz bir bağıntının önemini yitirdiğini, zamanla yok olduğunu görürüz. Anlatmağa değer gördüklerimizin kavranabilmesi, niye bir sıraya uymasına bağlıymış gibi düşünelim?”
Roman, olayları kronolojik sırayla aktarmak yerine farklı parçalardan oluşuyor; bu parçalar da önce-sonra ilişkisine göre dizilmiyor. Otuzlu yaşlarında olduğu düşünülen anlatıcı-kahramanın hayatından kesitler, zamanın farklı noktalarından aktarılıyor. Kimi bölümde anlatıcı gözlemlediklerini, kiminde yaşadıklarını ve hissettiklerini hatırlıyor; bazı parçalarda ise başka birine sesleniyor.
Anlatıcı geçmişe kimi zaman uzak, kimi zaman yakın bir noktadan bakıyor; hatta şimdiden yalnızca kısa süre önce yaşanmış anlara da dönüyor. Metinde gelecekte gerçekleşen bir zamandan aktarılan küçük bir bölüm de bulunuyor. Anlatıcının seslendiği kişinin ölmüş kardeşi olması ve kardeşinin hastalığıyla ölümüne dair anıların birçok parçada yer alması, romanın yas anlatısı olarak okunmasına imkân tanıyor.
Çelik’in değerlendirmesine göre eserdeki yas, yalnızca kardeş kaybıyla sınırlı değil; daha geniş bir çerçevede ele alınmalı. Kardeşin ölümünden söz edilse de yaşayanlar, hatta Vüs’at O. Bener’in ifadesiyle “yaşamasızlar” için tutulan yaslar da bu çerçeveye dâhil ediliyor.
Ölen kardeşin, hayattayken de anlatıcı için büyük bir keder, bir çeşit travma ya da neredeyse bir yas nedeni olduğu anlaşılıyor. Bununla birlikte romanın ana gövdesi yalnızca kardeşin hastalığına ve ölümüne ilişkin hatıralardan oluşmuyor. Anlatıcının işi, uğraşları ve hevesleri; sevgilileri ve çocukluğundan aklında kalan başka pek çok anı da parçalı anlatının içinde yer buluyor. Her şey kardeşinin ölümüne bağlanmasa da anlatıcı, anılarını sanki hep ona aktarıyor.



Yorumlar 0