Haberin öne çıkan noktaları
- ABD'deki bazı etkili Hristiyan din adamları, yapay zekânın insanları Tanrı yerine Deccal'e yönlendirmek için kullanılabileceğini savunuyor. Uzmanlar ise bu yorumların, hızlı teknolojik değişimlerin yarattığı korku ve belirsizliğin dini anlatılara yansıması olduğunu belirtiyor.
Yapay zekânın insanlık üzerindeki etkileri tartışılırken, bazı Hristiyan din adamları bu teknolojinin dünyanın sonuna ilişkin kehanetlerde önemli bir rol oynayabileceğini öne sürüyor. ABD'nin Atlanta kentinde görev yapan etkili rahip Philip Anthony Mitchell, bir yıldan uzun süre önce yapay zekânın kıyamet dönemlerinde belirleyici bir konuma sahip olacağını söyleyerek tartışmanın fitilini ateşledi. Aradan geçen sürede benzer görüşler TikTok videolarında, podcast yayınlarında ve farklı dijital platformlarda daha fazla dile getirilmeye başlandı.
24 Eylül 2026 tarihinde yayımlanan değerlendirmede, küresel din meselelerini izleyen bir muhabirin aktardığı tartışmanın merkezinde, yapay zekânın yalnızca ekonomik ve toplumsal sonuçları değil, dini açıdan taşıdığı anlam da bulunuyor. Konu, teknolojinin insan yaşamını dönüştürme gücü nedeniyle olduğu kadar, bazı çevrelerce İncil'deki kıyamet anlatılarıyla ilişkilendirilmesi nedeniyle de önem taşıyor.
Yapay zekâ Deccal'in aracı olabilir mi?
Megakilise rahibi Greg Laurie, yapay zekânın bir kıyamet senaryosunun parçası olup olamayacağını sorgularken bunun oldukça mümkün olduğunu ifade ediyor. Rahip Mike Signorelli ise podcast dinleyicilerine, yapay zekânın Deccal'in ortaya çıkışında ayrılmaz bir rol oynayabileceği uyarısında bulunuyor.
Bu din adamları, yapay zekânın sağlık, eğitim, üretim ve başka alanlarda insanlığın yararına kullanılabileceğini kabul ediyor. Bununla birlikte, Şeytan'ın temsilcisi olarak görülen Deccal'in insanları Tanrı'dan uzaklaştırıp kendisine tapınmaya yöneltmek için bu teknolojiden yararlanabileceğini savunuyorlar.
Hristiyan inancında “kıyamet günleri” ifadesi, dünyanın son dönemine ilişkin kehanetleri anlatıyor. Deccal ise Tanrı'nın düşmanı kabul edilen ve İsa tarafından savaşta yenilgiye uğratılmadan önce dünyada yönetimi ele geçireceğine inanılan figür olarak tanımlanıyor.
Bu yorumların önemli bölümü, İncil'in son kitabı olan Vahiy Kitabı'ndaki anlatılara dayanıyor. Kitapta, Deccal'le ilişkilendirilen korkutucu ve sembolik varlıklar arasında yedi başlı, on boynuzlu bir “deniz canavarı” da yer alıyor.
Hristiyanların önemli bir bölümü Vahiy Kitabı'nı mecazi bir metin olarak yorumluyor ve burada anlatılanların, Roma İmparatorluğu'nun ilk dönem Hristiyanlarına yönelik baskısını simgelediğini düşünüyor. Buna karşılık bazıları, kitaptaki anlatıların geleceğe ilişkin kehanetler olduğunu savunuyor. Bu gruba göre yapay zekâ, insanları Deccal'e ya da doğrudan Deccal'in kendisine tapınmaya yönlendirecek “ikinci canavar” veya “sahte peygamber” olabilir.
Hızlı değişim korkuyu büyütüyor
Yapay zekânın dünyayı hızla değiştirdiği konusunda genel bir görüş birliği bulunuyor. Teknolojinin kapasitesi ve gelecekte ulaşabileceği nokta, ciddi kaygıları da beraberinde getiriyor. Eski antropoloji araştırmacısı Jacob Coxon, yakın gelecekte herkesin ölebileceği görüşünü dile getirirken, büyük teknoloji şirketlerinin yöneticileri de gelişme hızının kontrol edilmemesi durumunda ortaya çıkabilecek risklere dikkat çekiyor.
Saint John's İlahiyat ve Seminer Okulu'nda yapay zekâ ile teknoloji etiği üzerine çalışan Profesör Noreen Herzfeld, kıyamet alametleri ve dünyanın sonuna ilişkin tartışmaların genellikle büyük dönüşüm dönemlerinde güç kazandığını söylüyor. Herzfeld'e göre bu tür anlatılar, insanların yaşadıkları toplumsal baskıyı anlamlandırmasına yardımcı oluyor; kişiler yaşananların rastlantı olmadığını ve Tanrı'nın planının bir parçası olduğunu düşünerek belirsizlikle baş etmeye çalışıyor.
Herzfeld, yapay zekânın iş gücü üzerindeki etkisini Sanayi Devrimi'yle karşılaştırıyor. Sanayi Devrimi'nde olduğu gibi bugün de yüksek düzeyde belirsizlik ve endişe yaşandığını belirten uzman, bilgisayar teknolojisinin geçmiş dönemlerde görülmemiş bir hızla geliştiğini vurguluyor.
Ona göre insanlara yapay zekânın iş kayıplarına yol açacağı, yaşamın neredeyse her alanını değiştireceği ve devrim niteliğinde sonuçlar doğuracağı söyleniyor. Bu ölçekte ve hızda gerçekleşen değişimler, insanlar açısından başa çıkılması zor bir süreç yaratıyor.
Teknolojinin hayatın geniş bir bölümüne yerleşmesi, insanların kontrolü kaybettikleri duygusunu da artırıyor. Silikon Vadisi'nden gelen bazı uyarılarda, yapay zekânın insanlığın tamamını yok etme ihtimalinin yüzde 10 ya da yüzde 15 seviyesinde olabileceği ifade ediliyor. Bu ihtimalin dile getirilmesi, teknolojik gelişmeye ilişkin korkuları daha da besliyor.
Herzfeld, insanların Tanrı'nın hâlâ her şeyin kontrolünde olduğuna, yaşanan gelişmelerin bir amacı bulunduğuna ve bütün bunların ilahi bir plan içinde değerlendirildiğine inanması hâlinde farklı sorular sorabileceğini belirtiyor. Bu sorular arasında, içinde bulunulan dönemin nasıl karşılanacağı, ne yapılması gerektiği ve kişinin kendisini kötülük yerine iyiliğin tarafında nasıl konumlandırabileceği bulunuyor.
Amerikalı Hristiyanların yüzde 47'si kıyamet döneminde olduğuna inanıyor
Pew Araştırma Merkezi'nin 2022 tarihli araştırmasına göre, Amerikalı yetişkinlerin yaklaşık yüzde 40'ı dünyanın kıyamet döneminde olduğuna inanıyor. Hristiyan yetişkinler arasında bu oran yüzde 47'ye çıkıyor.
Uzmanlar, Deccal figürünün ve kıyamet anlatılarının güncel korkuların yansıtıldığı bir çerçeve olarak onlarca yıldır tekrarlandığını söylüyor. North Carolina'daki Elon Üniversitesi'nden Profesör Jeffrey C. Pugh, kendi büyükannesinin ABD Başkanı Franklin Delano Roosevelt'i Deccal olarak gördüğünü anlatıyor.
Roosevelt, ABD'nin Büyük Buhran'ın yol açtığı yoğun belirsizlik ve yoksullukla mücadele ettiği dönemde başkanlık görevine geldi. Ekonomik sorunlara çözüm amacıyla uyguladığı Yeni Düzen, yani New Deal, dönemi açısından devrimci bir politika olarak değerlendirildi.
Pugh, büyükannesinin Roosevelt hakkındaki inancının, güncel olayları belirli bir İncil anlatısına yerleştirmeye çalışmanın ne kadar mantıksız olabileceğini gösterdiğini belirtiyor. Ona göre toplumsal ve siyasi gelişmelerin doğrudan kıyamet kehanetleriyle eşleştirilmesi, tarihsel korkuların dini semboller aracılığıyla açıklanması anlamına geliyor.
1960'lardan itibaren güçlenen kıyamet anlatıları
ABD'de kıyamet işaretlerinden söz edilmesi yeni bir eğilim değil. Ancak bu söylem özellikle 1960'lı yıllarda ivme kazandı. Pugh, o dönemin yoğun bir toplumsal kargaşaya sahne olduğunu söylüyor.
İki siyasi liderin suikasta uğradığını, Martin Luther King Jr.'ın da eklenmesiyle bu sayının üçe çıktığını belirten Pugh, siyah Amerikalıların beyazların baskısına duyduğu öfkenin kentlerde şiddetli olaylara ve yangınlara dönüştüğünü ifade ediyor. Çocukların da kendilerini önceki kuşaklardan farklı biçimlerde ortaya koymaya başladığını söyleyen Pugh, savaş karşıtı protestolardan gençlik karşı kültürüne kadar uzanan hareketlere dikkat çekiyor.
1970'li yıllarda ise çağdaş olaylarla jeopolitik gelişmeleri kıyamet kehanetleriyle doğrudan ilişkilendiren “Son Büyük Dünya Gezegeni” adlı kitap geniş bir popülerlik kazandı. Pugh, bu dönemden sonra hemen her toplumsal ayaklanmanın kıyamet senaryolarıyla bağlantılandırılmaya başladığını belirtiyor.
Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birliği ve komünizm, bazı Hristiyan çevreler tarafından Deccal'in karşılığı olarak görülüyordu. 11 Eylül saldırılarının ardından ise bazı Hristiyanlar aynı rolü İslam'a atfetti. Pugh, hangi dönemde yaşanırsa yaşansın, o dönemin baskın korkularının genellikle kıyamet anlatılarına taşındığını söylüyor.
“Korkunç teknolojilerden biri”
“Made in Our Image: God, Artificial Intelligence, and You” adlı kitabın yazarı Avustralyalı rahip Stephen Driscoll, Deccal'in kim veya ne olduğuna ilişkin kesin bir görüşe sahip olmadığını belirtiyor. Türkçeye “Kendi Suretimizde Yaratıldı: Tanrı, Yapay Zekâ ve Siz” şeklinde çevrilebilecek kitabın yazarı Driscoll'a göre yapay zekâ, insanlığın şimdiye kadar ürettiği en korkutucu teknolojilerden biri ve bu nedenle olası adaylardan biri olarak görülebilir.
Ancak Driscoll, İncil'i geleceği önceden tahmin etmeye yarayan bir metin gibi kullanmanın faydalı olmadığını düşünüyor. Ona göre İncil, Deccal'in kim olduğuna dair spekülasyonlarla sınırlı değil; insanları değişime hazırlayan, nasıl hareket edileceğine ilişkin bir çalışma teolojisi sunan ve yapay zekâyla uyumlu bir yaşam kurabilmek için gerçekçi araçlar sağlayan bir kaynak niteliği taşıyor.
“Tanrı'ya itaat et” çağrısı
Driscoll, Eski Ahit'te harman kızakları gibi tarımsal teknolojik yeniliklerden söz edildiğini ve bu yeniliklerin Tanrı'dan geldiğinin belirtildiğini hatırlatıyor. Ona göre Tanrı, teknolojik bilgeliğin kaynağı olarak görülüyor ve taş teknolojisinden bronza, demirden çeliğe, nükleer teknolojiden yapay zekâya kadar bütün teknolojik çağlar üzerinde nihai kontrole sahip kabul ediliyor.
Driscoll, Eski Ahit'te sürgün edilen Daniel'in farklı teknolojiler kullanan çeşitli imparatorlukların yönetimi altında yaşadığını söylüyor. Daniel zamanın akışını kontrol edemiyor ve trajedilere yol açabilecek gelecekteki imparatorlukların ortaya çıkmasını engelleyemiyordu. Ancak sadık ve umutlu kalabiliyor, iyi bir hayat sürmeyi, insanları sevmeyi ve bulunduğu her yerde Tanrı'ya itaat etmeyi seçebiliyordu.
Driscoll'un yaklaşımına göre insan zamanı kontrol edemese de iyi yaşayabilir. Bu nedenle insanlığın gerçekten dünyanın sonuyla karşı karşıya olup olmadığı kesinleşmese bile, nihai sonucun eninde sonunda iyi olacağına inanmak mümkün.
Driscoll, yaşanan her şeyin iyi olmadığını kabul ediyor; ancak ona göre asıl önemli olan Tanrı'nın iyi olduğu ve her şeyin O'nun kontrolünde bulunduğu inancı. Yapay zekânın kıyamet senaryosundaki rolüne ilişkin tartışmalar da bu nedenle teknoloji korkusu, dini kehanetler ve değişim karşısında anlam arayışının kesiştiği bir noktada sürüyor.



Yorumlar 0