KISA KISA

Haberin öne çıkan noktaları

  • Dil, kültür ve millî kimlik üzerine geliştirdiği fikirlerle Türk düşünce hayatını etkileyen Ziya Gökalp, vefatının 102. yılında anılıyor. Şiirleri ve eserleriyle Türkçülük düşüncesini sistemleştiren Gökalp, sanatın halka ulaşmasını ve millî kültürün yaşatılmasını savundu.

Türkçülük düşüncesinin önde gelen isimlerinden Ziya Gökalp, dil, kültür ve millî kimlik konularındaki çalışmalarıyla Türk düşünce hayatında kalıcı iz bıraktı. “Türkçülüğün Esasları”, “Kızıl Elma” ve “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” adlı eserleriyle tanınan Gökalp, vefatının 102. yılında anılıyor. Şiir ve yazılarında toplumun ortak kültürüne, dilin sadeleşmesine ve millî bilincin güçlenmesine yer veren düşünür, eserlerini toplumsal değişimin zeminini hazırlayan araçlar olarak değerlendirdi.

Mehmet Ziya adıyla 23 Mart 1876’da Diyarbakır’da dünyaya gelen Gökalp’e bu adı babası Mehmet Tevfik Efendi verdi. Yazar, 1911’den sonra Ziya adıyla birlikte Gökalp soyadını kullanmaya başladı ve bu isimle tanındı. İlk öğrenim döneminde 1886’da Rüştiye-i Askeriyye’ye, yani askerî ortaokula kaydoldu. Son sınıftayken babasını kaybeden Gökalp, 1890’da amcası Müderris Hacı Hasip Bey’den geleneksel İslam ilimleri üzerine dersler aldı. Aynı yıl lise öğrenimine başlamak üzere İstanbul’a gitti; 1891’de Diyarbakır’a dönerek okulunun ikinci sınıfına burada devam etti.

Gökalp, 1896’da yeniden İstanbul’a gidip yatılı Mülkiye Baytar Mekteb-i Âlisi’ne girdi. Eğitim sürecinde amcasından Arapça ve Farsça, okul müdüründen de Fransızca öğrendi. Dördüncü sınıfa geçtiği yaz tatilinde Diyarbakır’da gizli toplantılara katıldığı, izinsiz bir cemiyet kurduğu ve zararlı yayınlar okuduğu suçlamalarıyla 1898’de tutuklandı. Bir süre sonra serbest bırakılıp İstanbul’a dönmesine karşın okula kabul edilmedi; bu nedenle baytarlık eğitimini bitiremedi.

Geleneksel ilimler konusunda kendisinden ders aldığı amcası Hacı Hasib Efendi’nin kızı Vecihe Hanım’la 1900’de evlenen Gökalp, kısa süre çeşitli memuriyetlerde çalıştı ve askerî okulda Fransızca öğretmenliği yaptı. Dönemin siyasi hareketliliği içinde İttihat ve Terakki Cemiyetine katıldı. Muhalif faaliyetlerde bulunduğu gerekçesiyle 1900 yılında dokuz ay tutuklu kaldı. İkinci Meşrutiyet’in ilan edilmesinin ardından cemiyetin Diyarbakır şubesini kurdu.

Gökalp, 1911’de Selanik İttihat ve Terakki Mekteb-i Sultanisi’nde ders vermeye başladı ve Türkiye’deki ilk sosyoloji derslerini burada verdi. Balkan Savaşları’nın başlaması üzerine İstanbul’a dönmek zorunda kaldı. 1912’de yenilenen Meclis-i Mebusan seçimlerinde Ergani milletvekili seçildi. Meclisin aynı yıl feshedilmesinin ardından Darülfünun’da, bugünkü İstanbul Üniversitesinde, sosyoloji profesörü olarak ders vermeye başladı.

Ömer Seyfettin ve Ali Canip Yöntem’in çıkardığı “Genç Kalemler” dergisine şiir ve makaleleriyle katkıda bulunan Gökalp, farklı dergi ve gazetelerde de düşünce yazıları yayımladı. Dönemin edebî anlayışının dili ağırlaştırıp anlaşılmasını güçleştirdiği kanaatindeydi. Bu nedenle dilde sadeleşmeyi ve şiirde hece ölçüsünü savunan “Yeni Lisan” hareketine katıldı. Edebiyatın toplumun anlayabileceği bir dille kurulması gerektiğini düşünerek “sanat toplum içindir” yaklaşımını benimsedi; sanatın yalnızca seçkin bir çevrenin değil, halkın da erişebileceği bir alan olması gerektiğini savundu. Eserlerini yalın bir dille yazdı, şiirlerinde ise “milli ölçü” olarak nitelediği hece ölçüsünü kullandı.

Ord. Prof. Mehmet Fuad Köprülü, Gökalp hakkında yaptığı bir değerlendirmede onun güçlü bir hafızaya sahip olduğunu, Doğu ve Batı konusunda geniş ve sağlam bir bilgi birikimi bulunduğunu belirtmişti. Yakınlarının Gökalp’i mahcup, sessiz, mütevazı, durgun, suskun ve sıkılgan biri olarak tanımladığı aktarılmıştı. Yazar, ilk çalışmalarında Ziya, Ziyaeddin, Mehmed Ziya, Hüseyin Vedad, Tevfik Sedad, Mehmed Mehdi, Mehmed Nail, Demirtaş ve Celal Sakıb adlarını kullandı. 1911’de okurla buluşan “Genç Kalemler” dergisindeki “Altın Destan” şiirinde ve daha sonraki eserlerinin hemen hepsinde “Gök Alp” ya da Ziya Gökalp imzasını tercih etti.

Toplumsal bir dönüşümün gerçekleşebilmesi için toplumun duygu ve düşünce bakımından bu değişime hazırlanması gerektiğine inanan Gökalp, şiir ve yazılarını bu amaç doğrultusunda kullandı. Sanatı, toplumu duygusal açıdan hazırlayabilecek bir alan olarak gördü; düşüncelerini eserlerine yerleştirirken dilin ve edebiyatın imkânlarından yararlandı. Türkçü ve Turancı motiflere yer verdiği çalışmalarında, sanatsal hazdan çok toplumsal faydayı öne çıkararak millî duyguları canlandırmayı hedefledi.

1914’te yayımladığı şiir kitabına “Kızıl Elma” adını veren Gökalp, kitabın ilk şiiri “Turan”da Türklerin tek bir devlet çatısı altında yaşama arzusunu dile getirdi. “Vatan ne Türkiye’dir Türklere / Ne Türkistan Vatan / Büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan” dizeleriyle tanınan şair, milliyetçilik fikrini Turancı düşünceyle birlikte eserlerine taşıdı. Toplumcu bir düşünce insanı olarak sanatın, toplumdaki millî bilinci beslemesini amaçladı.

Gökalp, toplumsal düzlemde hedeflenen yenilenmenin temelini hazırlamak amacıyla kaleme aldığı “Yeni Hayat”ı 1918’de yayımladı. Şiir ve düzyazılardan oluşan “Altın Işık” ise Keloğlan, Küçük Şehzade ve Ala Geyik adlı halk hikâyelerini içeriyordu ve 1922’de okurla buluştu. “Türk Töresi” ise kaynak metinde 1923’te yayımlanan eserleri arasında sayılıyor.

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından, 28 Ocak 1919’da tutuklanan Gökalp, bir grup İttihatçıyla beraber Malta’ya sürgün edildi. Sürgün dönemi 1921’de sona erince Türkiye’ye döndü; önce bir süre Ankara’da kaldı, ardından Diyarbakır’a gitti. Burada “Küçük Mecmua” dergisini çıkarmaya başlayan Gökalp, dergide Türk kültürü, folklor ve halk edebiyatı üzerine çalışmalara yer verdi. “Yeni Mecmua”yı yeniden yayımlayarak bu dergide de yazmayı sürdürdü.

Gökalp, 1923’te Telif ve Tercüme Encümeni başkanlığına getirildi ve aynı yıl Diyarbakır milletvekili seçilerek Meclis’e girdi. Türkçülük düşüncesini sistemli biçimde ele aldığı “Türkçülüğün Esasları” 1924’te yayımlandı ve bu eserle birlikte “Türkçülüğün fikir babası” olarak anılmaya başladı. “Türk Töresi” ve “Altın Işık” da 1923’te yayımladığı eserler arasında sayıldı.

Gökalp’in düşünce dünyasında kültür ile medeniyet arasındaki ayrım önemli bir yer tuttu. Millî kültürün korunup geliştirilmesini savunurken Batı medeniyetinden yararlanma fikrini de yazılarında işledi. Dilin ve toplumun ortak kültürel değerlerinin millet hayatındaki rolüne dikkat çekti. Irkı üzerine tartışmaların yaşandığı dönemde yaptığı açıklamada, Türk ırkına mensup olduğundan emin olduğunu, ancak bunun aslında önemli olmadığını söyledi ve “Sosyolojik çalışmalarımdan öğrendim ki milliyet, eğitime dayalıdır.” değerlendirmesini yaptı.

“Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” adlı eserini, daha önce “Türk Yurdu”nda yayımladığı yazıları bir araya getirerek oluşturdu. Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük düşüncelerinin hem Türkiye’de hem de Türkiye dışında tartışıldığı bir dönemde kaleme aldığı bu yazılarda Yusuf Akçura ile Hüseyinzade Ali’nin fikirlerinden bir sentez kurmaya çalıştı. Sosyolojinin kuramsal yönüne önemli fikirler kazandıran Gökalp, karşı karşıya gelen bu ideolojileri uzlaştırma arayışına girdi.

“Türk Töresi” adlı eserinde “töre” kavramını açıklayan Gökalp, bu sözcüğün “Eski Türklere atalarından kalan bütün kaidelerin mecmuu” anlamını taşıdığını belirtti. Türklerin dil ve din bakımından başka topluluklardan ayrıldığını ifade ederek bu iki unsurun millet hayatındaki yerine vurgu yaptı. Eserde Eski Türk dini, bu inanç çevresinde şekillenen umde, kozmogoni, menkıbe ve üstûreler ile Türk destanları hakkında ayrıntılı bilgilere de yer verdi.

Gökalp’in dil ve edebiyat konusundaki görüşleri, hem Millî Edebiyat dönemini hem de Cumhuriyet edebiyatının oluşumunu etkiledi. Fikirleri ve arkadaşlarıyla yürüttüğü edebî tartışmalar, yeni estetik anlayışların biçimlenmesinde rol oynadı. Kendi döneminin yanı sıra sonraki kuşakların genç edebiyatçılarının düşünce ufkuna da seslenen Gökalp, Türk düşünce hayatında etkisi uzun süre devam eden aydınlardan biri oldu.

Gökalp’in şiirlerinde millî mücadele ve yurt sevgisi temaları da yer aldı. “Düşman yine öz yurduna el attı, / Mezarından Ata’n kılıç uzattı, / Yürü diyor, hakkı zulüm kanattı, / Attila’nın oğlusun sen unutma.” dizelerini kaleme aldı. Bozdağ Film’in yapımcılığını üstlendiği “Mehmetçik Kut’ül Amare” dizisinde de Gökalp’in “Asker Duası” adlı eserinden, “Cenk meydanında nice koç yiğit / Din ve yurt için oldular şehit / Ocağı tütsün, sönmesin ümit / Şehidi mahzun etme ya Rabbi! / Soyunu zebun etme ya Rabbi!” dizeleri kullanıldı.

Hastalığı nedeniyle kaldırıldığı hastanede 25 Ekim 1924’te yaşamını yitiren Ziya Gökalp, Sultan Mahmut Türbesi haziresine defnedildi. Düşünceleri ve eserleriyle dil, kültür ve millî kimlik tartışmalarına yön veren Gökalp, Türkçülük fikrinin başlıca kurucu isimlerinden biri olarak anılmayı sürdürüyor.

Yorumlar 0

Yorumlar yükleniyor...