KISA KISA

Haberin öne çıkan noktaları

  • Komşusunun silahlı saldırısında yaralanan Rojda Odabaşı, saldırganın tahliye edilmesine itiraz ederek can güvenliği için destek istedi. Kadın örgütleri ise öldürülen kadınları anmak ve şiddete karşı mücadeleyi sürdürmek için Diyarbakır’da haftalık nöbet eylemi düzenledi.

Diyarbakır’da kadın örgütlerinin bir araya gelmesiyle kurulan Amed Şiddetle Mücadele Ağı, öldürülen ve şüpheli biçimde yaşamını yitiren kadınları anmak amacıyla “Kadın, Adalet ve Hafıza Nöbeti” başlattı. Her hafta salı günü gerçekleştirilen eylemlerde, o hafta Türkiye’de öldürülen kadınların isimleri ve yaşam öyküleri gündeme getiriliyor. Dördüncü nöbette yedi kadının adı okundu.

Eylemde, 8-26 Ekim tarihleri arasında öldürüldüğü belirtilen yedi kadının isimleri de paylaşıldı: Konya’da Melek Altınboğa, Mardin’de Remziye Damar, Osmaniye’de Aliye Aker, Adana’da Sevda Dinler, Malatya’da Perihan Akbulut, İzmir’de Özge Penbegül ve İstanbul’da Aisulu Bekmakhanova. Diyarbakır Adliyesi önündeki buluşmada, komşusunun silahlı saldırısına uğrayan ve tedavisi süren Rojda Odabaşı da yaşadıklarını anlattı.

Dördüncü nöbette Diyarbakır Kadın Barosu avukatlarından Aslı Pasinli ile Rojda Odabaşı yan yana yer aldı; Odabaşı elindeki metni okudu. Ayağındaki yaralara rağmen eyleme koltuk değnekleriyle katılan genç kadın, saldırganın kendisini öldürme kastıyla hareket ettiğini savunarak tutuklu yargılanması gerektiğini söyledi.

“En güvenli alanım olan evimde saldırıya uğradım”

Bağlar ilçesinin Bağcılar Mahallesi’nde, bir site içindeki apartman dairesinde tek başına yaşadığını söyleyen Odabaşı, ağustos ayında evinde televizyon izlediği sırada alt kat komşusu M.Ç.’nin kapısını çaldığını anlattı. Odabaşı, “Kim o?” diye sormaya fırsat bulamadan kapısına ve evinin içine pompalı tüfekle ateş edildiğini belirtti.

Saldırı sırasında telefonunu alıp banyoya kilitlenerek hayatta kaldığını aktaran Odabaşı, polisi arayarak yardım istediğini söyledi. M.Ç.’nin, site bahçesinde park halinde bulunan aracına da tüfeğin kabzasıyla zarar verdiğini ifade etti. Polise teslim olan saldırgan, olayın üzerinden 60 gün geçtikten sonra Diyarbakır 2. Asliye Ceza Mahkemesinin tensip kararıyla tahliye edildi.

Tahliye kararının ardından can güvenliğinin tehlikede olduğunu dile getiren Odabaşı, hukukçulardan ve hak kuruluşlarından destek istedi. Eylemde konuşurken yaşadığı travmanın devam ettiğini belirten genç kadın, olaydan sonraki 60 gün boyunca sustuğunu, ailesinin ve çevresinin zarar görmesinden korktuğunu söyledi. Yaşadıklarının çarpıtılması ve hiç söylemediği sözlerin kendisine mal edilmesi ihtimalinden de endişe ettiğini kaydetti.

Odabaşı, o dönemde kendisine sürekli “Ya o gece ölseydim benim yerime kim konuşacak, benim için hangi hikâyeler yazılacaktı?” sorusunu yönelttiğini anlattı. Korkularıyla tek başına kalmamak için konuşmaya karar verdiğini belirten kadın, en güvenli alanı olarak gördüğü kendi evinde saldırıya uğradığını ve şans eseri hayatta kaldığını söyledi.

“Her kapı çaldığında irkiliyorum, evime nasıl gireceğimi, sokağa nasıl çıkacağımı düşünüyorum” diyen Odabaşı, tahliye kararının “adam öldürmeye teşebbüsün cezasının 57 gün olduğunu” gösterdiğini savundu. “Yargıya güvenmeyeceksem kime, hangi makama güveneceğim?” diye soran Odabaşı, güven içinde yaşayabilmek için mücadele ettiğini dile getirdi.

Evinde korkmadan ve güven içinde yaşama, adalet talep etme hakkı olduğunu vurgulayan Odabaşı, “Korkuyorum ama susmayacağım, hem kendim hem de tüm kadınlar için adalet istiyorum” diyerek destek çağrısında bulundu. Açıklamanın ardından avukatları ve eylemdeki arkadaşlarıyla adliyeye giden Odabaşı, tahliye kararına itiraz etti.

Avukattan koruma tedbirleri çağrısı

Diyarbakır Kadın Barosu avukatlarından Aslı Pasinli, olayın komşunun evini bastığı sıradan bir adli vaka gibi ele alınmaması gerektiğini söyledi. Soruşturma özelinde hukukun “sınıfta kaldığını” savunan Pasinli, mahkemenin 6284 sayılı Kanun kapsamındaki koruma kararları doğrultusunda önleyici tedbirler alabileceğini, ancak özensiz davrandığını öne sürdü.

Pasinli, öncelikli taleplerinin tutukluluk olduğunu belirterek bunun mümkün olmaması durumunda elektronik kelepçe, ev hapsi ya da Rojda Odabaşı’na özel koruma sağlanması gibi seçeneklerin değerlendirilebileceğini ifade etti. “Aslında istenilse hukukun kendi içerisinde başka çözümler de var fakat burada bir özensizlik halini de görüyoruz” dedi. Diyarbakır İnsan Hakları Derneği de Odabaşı’na hukuki destek vereceğini açıkladı.

Ağ, kadın cinayetlerine karşı mücadele için kuruldu

Amed Şiddetle Mücadele Ağı, kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetle mücadele etmek amacıyla 2019’da kuruldu. Oluşum; kentteki hukuk ve insan hakları örgütleri, kadın dernekleri ve meslek odalarının kadın birimlerinin katılımıyla çalışmalarını yürütüyor.

Ağ, öldürülen kadınların yalnızca bir sayı, dosya numarası, gazete manşeti ya da istatistik olarak görülmemesi gerektiğini vurguluyor. Kadınların sistematik biçimde hedef alınmasını “kadın kırımı” olarak tanımlayan oluşum, bu cinayetlerin münferit olaylar olmadığını; patriyarkanın, cezasızlığın ve kadınların yaşamları üzerinde hak iddia eden erkek egemen düzenin sonucu olduğunu belirtti.

Açıklamada, “Bu kırım; tarihsel-toplumsal değerlerin taşıyıcısı olan kadınların hakikatine, varoluşuna yönelmiş bir savaştır” denildi. Kadınların yaşam hakkını savunmanın, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ve erkek şiddetini besleyen bütün yapılara karşı çıkmanın yollarından biri olduğu kaydedildi.

Ağ, kadınların hikâyeleri aktarılırken onların onurunun ve geride kalan yakınlarının haklarının gözetilmesi gerektiğini belirtti. Açıklamada, doğrulanmamış bilgilerin yeniden üretilmemesi ve hiçbir kadının yaşamının teşhir nesnesine dönüştürülmemesi gerektiği vurgulanarak, “Talep edilen adalet, ölümden sonra verilecek bir hükümle sınırlı olmamalı” ifadelerine yer verildi.

Yorumlar 0

Yorumlar yükleniyor...